Cemaleddin Hocaoglu
Emir'ül-Mü'minin ve Halifet'ül-Müslimin Cemaleddin Hocaoglu'nun Hal Tercemesi
Cemaleddin Hocaoglu (Kaplan) kimdir?
Cemaleddin Hocaoglu, Anadolu sakinlerinden olup, Resid ve Hatice’den dogmadir. Dogum tarihi ve dogum yeri:
Erzurum vilayetine bagli Ispir kazasi Dangis köyünde (yeni ismi Gündogdu) dünyaya gelmistir. Dogum tarihi miladî olarak 1926’dir. Rumî olarak ise 1342’dir. Hicrî tarih olarak da 1347’dir.
a) Tahsili:
Cemaleddin Hocaoglu Kur’an-i Kerim’in hifzini (yani hafizligini); Sarf, Nahiv,
Mantik ve Belagat gibi Ulum-i Arabiyye’yi; Usul-i Fikih, Usul-i Tefsir, Usul-i Hadis ve Usul-i Akaid gibi usul ilimlerini; Fikih, Tefsir, Hadis ve Kelam gibi füru’ ilimlerini genelde babasindan tahsil etmistir.
Ayrica Erzurum merkezindeki imamligi sirasinda, Erzurum müftüsü Merhum Sadik Efendi’nin okutmakta oldugu Molla Cami, Mantik, Muhtasar’ul-Meani ve Usul-i Fikih gibi derslerine katilmistir.
b) Ilk, Orta ve Lise tahsili:
Askerligini yaptiktan sonra Ilkokul, Ortaokul ve Lise tahsilini haricten vermek suretiyle, üç sene civarinda Erzurum Lisesi’nden mezun olmustur.
c) Üniversite tahsili:
Yas 36 olmustu. Mezkûr mektepleri bitirdikten sonra bir de üniversite tahsili yapmak üzere Ankara Ilahiyat Fakültesi’ne kaydolmus, 40 yasina yaklasinca bu fakülteden mezun olmustur.
e) Resmî ve gayrî resmî olarak yaptigi vazifeleri: Imamlik, Vaazlik, Müfettislik, Diyanet Isleri Personel Dairesi Baskani, Diyanet Isleri Reis Muavinligi, Adana Müftülügü, Türkiye Din Görevlileri Federasyon Azaligi,
Avrupa Milli Görüs Teskilatlari Fetva Komsiyonu Baskanligi, Avrupa Islamî Cemiyet ve Cemaatler Birligi Umumî Reisligi, Anadolu Federe Islam Devleti Reisligi ve nihayet Hilâfet Devleti Reisligi, yani "Emir’ül-Mü’minin ve Halifet’ül-Müslimin" vazifelerine getirilmistir. Bunlardan bir kisminda vazife müddetleri kisa olmus ise de bir kisminda uzun olmustur. Mesela müfettislik gibi bazi vazifeler alti ay gibi kisa süreli olmus, imamlik vazifesi 11 sene, müftülük vazifesi 15 sene sürmüs, Islamî Cemaatler Birligi Emirligi 10
sene olmustur. El-ân Hilâfet Makami’nda bulunmaktadir. Kendisine sihhat ve afiyetle uzun ömürler diler, daha nice nice feyizli ve bereketli hizmetler ifa etmesini Cenab-i Hakk’tan dua ve niyaz ederiz!..
Tedrisat Hayati:
a) Köy imamligi sirasinda:
Erzurum merkez köylerinden Kong (yeni ismi Altuntepe) köyünde yaptigi yedi senelik imamlik vazifesi sirasinda yüzlerce talebeye Kur’an tâlimi, Tecvid dersi vermis, Arapça tedrisati yaptirmistir.
b) Erzurum merkez imamligi sirasinda Tahtali Camii Medresesi’nde muhtelif
mahalle, cami ve medreselerden gelen talebelere Ulum-i Arabiyye ve Usul-i Fikih ve benzeri dersler okutmustur. Ayrica bu esnada Erzurum Imam-Hatip Okulu’nda Arapça, Tefsir ve Fikih dersleri vermistir.
c) Ankara’daki vazifeleri esnasinda:
Ankara merkez vaazlerinden, Imam ve Hatip'lerinden derse katilanlara hususiyle Usul-i Fikih gibi dersler vermistir...
d) Adana’daki müftülügü sirasinda:
Adana Imam-Hatip Okullari’nda Arapça ve benzeri ilimleri vermenin ötesinde, Adana ortaokul ve liselerinde din dersleri vermistir.
Kur’an Kurslari:
Hoca Efendi Adana’ya geldiginde, Adana 57 mahalleden ibaret olmasina ragmen, Adana’da tek bir kiz Kur’an Kursu yoktu; Hoca Efendi’nin gayreti sayesinde 15 sene içerisinde Adana merkezindeki Kur’an kurslarinin sayisi 33’e yükselmistir.
e) Yeni tedrisat usulü:
Hoca’miz; Anadolu’da yapilan Ulum-i Arabiyye ve Ulum-i Ser’iyye çalismalarini gerek Imam-Hatip okullarinda olsun, gerek Süleymanî’lerin ve Nursî’lerin idaresindeki kurslarda olsun ve gerekse diger kurslarda olsun, ilim ve tedrisat yönünden yetersiz olduklarini gördügü ve bildigi için dinî bir tedrisat sistemine gitmis, yepyeni bir tedrisat usulüne yönelmistir.
Söyle ki: Kur’an-i Kerim kurslarinda okuyan, ahlaken mazbut, zekâca hatiri sayilir, hocalarinin takdir ve tezkiyelerini kazanmis talebeleri alarak Adana’da toplamis ve bunlarin bütün iase ve ibatelerini üzerine almis, yedi senelik bir program hazirliyarak tedrisata baslamistir. Bu müddet zarfinda bu talebeler, hem 12 ilmi ögrenmis olacaklar ve hem de Imam-Hatip okulu derslerini haricten bitirmek suretiyle mezkur okullardan da mezun olmus olacaklardir. Bu sekilde baslayan bu tedrisat, ragbet görmüs, zamanla sayilari 400’leri asmistir. Birinci mezuniyetini veren bu medrese, ikinci mezuniyeti vermeye hazirlanirken, devrin Diyanet Isleri Baskani Tayyar Altikulaç’in o zamanki Adana Sikiyönetim Komutani ile isbirligi yaparak Hoca’mizi elli bes yasinda iken mecburen emekliye sevketmistir. Yerine gönderdikleri müftü, "Bunlarin beyinleri yikanmis, bunlar salvar giyiyor, sarik bagliyor!.." gibi gerekçelerle, bu talebelere sahip çikmamis, çil yavrusu gibi ortada birakmistir. Avrupa’ya Götürme Tesebbüsü:
"Anadolu’da umumî bir sikiyönetim mevcut oldugundan mezkur talebeleri Türkiye’nin neresine gönderse ayni akibet baslarina gelecektir!.." endisesine sahip olan Hoca’miz bu talebeleri Avrupa’ya götürmeye ve orada derslerini ikmal ettirmeye ve bu sekilde tedrisatin devamini saglamaya karar vermis ise de karsisina vize meselesi çikmistir. Vizesiz yola çikan talebelerin bir kismi yoldan çevrilmis, bir kismi da Avrupa’dan geri gönderilmistir.
Medresenin Açilisi: Hoca’miz ayni usul ve ayni uslupta Köln merkezinde bir medrese açmis ise de, bu medresenin basina gelenler, pismis tavugun basina gelmemistir. Söyle ki:
Bu medrese kisa zamanda ragbet görmüs, kiz ve erkek talebelerin sayisi yüzleri asmistir. Fakat ne yazik ki, kemalist basinin ve kemalistlerin baskisi neticesinde Avrupa basini da devreye girmis, maalesef hoca geçinen bir takim kendini bilmezlerin, cübbe ve sarigiyla televizyon ekranlarindan yalan beyanlar vererek ve hatta "Kaplan medresede silah egitimi yapiyor!.." diyerek daha da isi körüklemis, Avrupa basininin su sözleri söylemesine sebebiyet vermistir: "Sayet medrese kapatilmazsa Almanya Hitler devrine gidecektir!.."Keza Iç Isleri Bakanligi’nin söyle bir beyanat vermesine de sebebiyet vermistir: "Kaplan, sadece Türkiye için degil; ayni zamanda bütün bir dünya için, dünya barisi için tehlikelidir! Onu biz adim adim takib etmekteyiz!.." Medresenin basilmasi:
Ve nihayet bir gece sabaha dogru yüzlerce polisin medreseyi ablukaya alarak, medreseyi kapatmis, yüzlerce talebesini dagitmis ve kapilarini da kilitlemistir!..
Bantlarla çalisma ve yaygin talim ve terbiye:
Gerek Anadolu’da ve gerekse Avrupa’da resmî hatta gayrî resmî Islamî manada tâlim ve terbiyeyi yürütme mümkün olmadigindan, Hoca’miz bantlarla ve yaygin egitim seklinde bir yola gitmeyi lüzumlu görmüs, ilim yönünden evler birer medrese, camiler ise birer üniversite formulünü getirmis ise de bazi sahis ve bazi bölgeler bunun önemini idrak edememislerdir. Zaman zaman yapilan konusmalar da ve nesriyat yoluyla yapilan tavsiye ve tesvikler de sinirli kalmistir. Fakat bu sene çalismaya mutlaka hiz verilecegi ve istisnasiz her aileye bu kabil tedrisat tatbik edilecegi karar altina alinmis ve bu yolda birbirini takib eden üç toplanti yapilmistir; Genç gelinlerin ve gelinlik kizlarin toplantisi, Bölge Gençlik Emirleri toplantisi ve nihayet Umumî Sura Toplantisi tertip edilmistir. Hoca’mizin baskanliginda tertip edilen bu üç toplantida da bilhassa su mevzular ele alinmis; üzerlerinde fazlaca durulmustur:
1- Sirki reddetme seferberligi,
2- Kur’an ilmini tahsil etme seferberligi,
3- Kur’an harfleriye yazi yazma seferberligi,
4- Islamî ilimleri teblig etme seferberligi.
Ve bu arada kontrol etme isini de genç hanimlarimiza ve bölge gençlik emirlerimize vermis, Hoca’miz bu gençlerden ayrica bir bey’at da almistir. Zira ilme çalisma ayni zamanda bir cihad’dir! Cihad için de Efendimiz (s.a.v.) ayri bir bey’at almistir! Tasavvuf ve tarikat babinda da birligi saglama:
Evet; Islam’in özünde ve yapisinda bulunan ve "Zühd ve Takva" seklinde ifadesi bulunan ve zamanla "Tasavvuf" ve "Tarikat" isimlerini alan bu mevzuu; ehliyetsiz ellerin devreye girmesiyle bozulmus; tarihin seyri içerisinde hurafe ve bid’atlarin ilavesiyle bu irfan müessesesi dejenere olmus, cihad ruhunu kaybetmis, din-devlet mevzuunda oldugu gibi, bu mevzuda da zikir cihadsiz, cihad zikirsiz kalmistir. Her sabahtan kalkan; eline bir tesbih
almis, sirtina bir cübbe giymis, genelde bir de sakal birakmis ve seyhligini ilan etmistir. Etrafina müridler toplamis, küfür ve kâfir anayasalarina oy vermelerine, sandik baslarina gidip, partileri desteklemelerine isaret etmis veyahut en azindan ona göz yummustur. Çok azi müstesna, seyhlerin müridlerine sözleri su olmustur: "Sizin devletle ve siyasetle ne isiniz var?!. Çekin tesbihinizi, oturun asagi! Sayet sizler zikrinize devam ederseniz,
Allah ne yapar? Basinizdaki yaramazlari munkariz eder de size Islam’in devletini verir!.." demisler ve bu suretle onlardaki cihad ruhunu öldürmüsler, tekkeleri de birer tenbel yatagi haline getirmislerdir. Bunlar, suya sabuna dokunmazlar. Dolayisiyla siyasîler kendilerinden memnun, kendileri de siyasîlerden memnundur. Onlara göre ortalik sanki gül ve gülistanlikdir!..
Üç müessese: Medrese, tekke ve kisla! Formül bu!..
Insanimizin yetismesi ve adam olmasi için birbirini takib eden bu üç tezgahtan geçmesi lazimdir. Medresede seriat’i ögrenecek, tekkede tasavvuf ve tarikati; zühd ve takvayi yasayacak, kislada ise askerî egitim ve ögretimi yapacaktir!..Iste mezhep ve mesrepleri ne olursa olsun, Islam’in müslümanlardan istedigi bu! Daginikligi gidermenin, birligi saglamanin yolu bu!.. Ama heyhat! Ve iste biz Rabb’imizin lütuf ve inayetiyle, Edille-i Ser’iyye’ye dayanan bu yolda da yürümege ve insanimizi yürütmege çalismaktayiz!.. Ve bu babda da bir de risale hazirlamaktayiz.
Vakif kurma çalismalari: Avrupa’da ümmetin parasiyla satin alinan birçok cami vardir. Bu camiler, ehliyetsiz ellere geçip çar-çur edilmesin; particilerin ve kemalistlerin eline geçip Mescid-i Dirar haline gelmesin; Minber ve kürsüsünde Seriat nizami, Islam’in devleti ve Islam’in siyaseti bir
bütün olarak serbestçe ve korkusuzca anlatilsin! Ve ilelebed kiyamete kadar hakikî müslümanlarin nezdinde ve nezaretinde kalsin; cemiyetçilik oyunlarina ve parmak usüllerine kurban gitmesin. Elhasil:
Allah’in evi olan bu binalar ve bu camiler, Alah’in seriat’inin birer merkezi olarak devam edip gitsin diye bunlarin vakfa baglanmasi gerektigini Hoca’miz düsünmüstü!.. Esasen Vakif Islamî bir müessesedir; Peygamber’in sünnet-i seniyye’sidir. Mal varligini korumada en saglam bir yoldur. Iste Hoca’miz, bu noktada da üzerine düseni yapmis, mülkiyeti satin alinan cami ve mülkleri vakfa baglamis, kendisi basta olmak üzere saglam kisileri mütevelli heyetine geçirmistir. Asker Olma: Hoca’miz; hepimizin de erkek-kadin, genç-ihtiyar birer asker oldugunu üç toplantida da dile getirmis; bu yönden de evlerimiz birer karargâh, camilerimiz de birer kisla oldugunu tekrar etmistir. Ve bu arada Hoca’miz bölge gençlik emirlerine bir de hazirlik çalismasi programi göndermistir. Söyle ki:
a) Önce ailelerin mevcudiyeti ve adresleri tesbit edilecek;
b) Video ve televizyonlari olup olmadigi tesbit edilecek,
c) Ders videolari olup olmadiklari ögrenilecek,
d) Çalismada yardimci olunacak ve bu arada ayda bir sefer aile fertleri camiye çagrilip, erkekler bölge gençlik emirleri, hanimlar ve kizlar da hanim hocalar tarafindan kontrol edilecektir. Ve bu suretle yaygin teallüm ve terbiye, Cenab-i Hakk’in da lütuf ve inayetiyle yerine oturmus, muvaffakiyete dogru gidecek, yarinin yetistiricisi olan bu çekirdek hareket, tarihin en güzel hizmetini vermis olacaktir. Hoca’mizin eserleri:
a) Hoca’mizin birçok yazli ve sözlü eserleri vardir. Bunlarin bir kismi yaziya
geçmis, kitap ve brosür halinde tesbit edilmistir. Hatta bir kismi da Arapça’ya, Almanca’ya, Ingilizce’ye, Bosnakca’ya, Arnavutça’ya, Rusça’ya ve benzeri dillere tercüme edilmistir ve edilmektedir. Bir kismi da tercüme edilecektir. Telif edilmis, tercümesi yapilmis olan veya tercemeye hazir bulunan eserlerin listesi asagidadir:
1- Iman,
2- Islam,
3- Peygamberimiz’in Hayati,
4- Anayasa,
5- Islam’da Kadin ve Özel Halleri,
6- Islam’in Temel Hükümleri,
7- Islam’da Resim ve Heykel Hakkindaki Hükümler,
8- Islam’da Isçi ve Isveren Münasebetleri,
9- Islam’da Sakal ve Kilik-Kiyafet,
10- Islamî Cemiyet ve Cemaatler Birligi’nin Kurulusu ve,
11- Tebligcinin El Kitabi,
12- Teblig ve Metod,
13- Mesajlar,
14- Teblig Mahiyetinde Açik Mektuplar,
15- M. Kemal’in Babasi Kimdir?
16- Beyyineler (Beyyine 1, Beyyine 2, Beyyine 3, Beyyine 4 ve Beyyine 5 -Hakimiyyet-),
17- Hakki Sahibine Iade,
18- Almanca Islam Anayasasi,
19- Islam’dan Taviz Vermenin Hükmü,
20- Mezhepler,
21- Sura,
22- Tasavvuf ve Ucuz Kahramanlar,
23- Islam Akaidi,
24- Imkânlar ve Hamleler,
25- Fetvalar.
b) Video ve bantlarin sayisi çoktur. Bunlar, bilhassa 1. Beyyine ile 2. Beyyine’nin sonuna eklenmistir.
c) Vaaz ve konferanslari:
Hoca’miz; Ege bölgesi müstesna Anadolu’nun hemen hemen her tarafini gezmis veya davet edilmis, her gittigi yerde vaaz seklinde olsun, konferans seklinde olsun konusmalar yapmistir.
Ezcümle: Asker dönüsü ki, 1948’e rastlar, babasinin imam oldugu Hasçevenk köyünde genelde Beyzavi Tefsiri’ni esas almis ve bu suretle Fatiha’dan Tefsir dersine baslamis; imam-vaaz oldugu köy ve sehirlerde de kürsüde olmak üzere tefsir dersini sürdürmüstür. Mesela:
Erzurum merkezinde imamligini yaptigi Tahtali Camii’nin disinda Tas Camii’nde, Karaköse Camii’nde, Gümrük Camii’nde, Cennetzâde gibi mutena camilerde; Ankara’nin Haci Bayram, Zincirli, Ibadullah, Cebeci, Maltepe gibi camilerinde; Adana’ya tayini çiktiktan sonra da bir çok il ve ilçelerde vaaz ve konferanslar vermistir. Hususiyle Adana’nin merkezî camilerinden biri olan Yag Camii’nde tefsir dersine devam etmistir. Avrupa’ya geldikten sonra da yine tefsir dersine devam etmis ve nihayet Almanya’nin Köln
sehrinin en büyük camisi olan Ulu Cami’de Hilâfet’in ihya ve ilan edildigi miladî 1994 tarihine tekabül eden 1414 Ramazan-i Serif’in Kadir Gecesi’nde tefsir dersini bitirmis ve duasi da o gece yapilmistir.
Bereketlerin toplandigi bir gece: Hoca’miz bu hususu söyle ifade etmisti:
1- Mekânin bereketi: Köln Ulu Cami; Allah’in evi;
2- Ayin bereketi: Ramazan ayi;
3- Gecenin bereketi: Kadir Gecesi;
4- Cemaatin bereketi: Avrupa’nin her tarafindan gelen ve Ulu Cami’yi labe lap dolduran kalabalik bir cemaat;
5- Hatim duasinin bereketi:
Takriben elli sene süren
Allah kelami Kur’an-i Kerim’in tefsir dersini bitirmenin hatim duasi;
6- Iste bu bes berekete bir bereket daha katan bir baska bereket:
Yetmis senedir Selanikli Kemal’in kaldirdigi, elinin kolunun baglanip dibe köseye atildigi, hor görülüp sözünün bile yasak edildigi bir sünnet-i seniyye’nin ihyasi ve ilaninin getirdigi bir bereket: Hilâfet’in ihya ve ilani!..
Dua ve Sükür: Mezkûr bes bereketi bizlere nasib etmenin yaninda Hilâfet ve Halife’yi bütün bir dünyaya ihya ve ilan etmemizi bizlere nasib etmistir. Bu yönden de Rabb’imize ne kadar sükretsek yine de azdir!..
Rabb’imizden dua ve niyazimiz odur ki, bu müessesenin kiyamete kadar devam ve bekâsini halk etmesidir!
Mal varligi:
Hoca’miz; yaptigi vaazlerinden, bastirdigi kitaplarindan, doldurdugu bantlarindan tek kurus almamistir. Babasindan kalma veya kendisinin temin ettigi mal varligina kemalist rejim el koymus ve satmistir. Binaenaleyh Hoca’miz su anda ne baska liderler gibi evlere, malikânelere ve ne de villalara sahibtir. Ya nedir? Dünya varligindan bir süpürge çöpüne bile sahip degildir.
Federe Devleti: Hoca’mizin asil hedeflerinden biri de Islam âleminde vahdeti saglamak; "Hilâfet Devleti’ne gidip tek devlet" olmaktir. Bu noktaya varmanin daha baska sekil ve yollari var ise de Hoca’miz, "Islam Federe Devleti" olma seklini seçmistir (ki, bu babda "Hakki Sahibine Iade" risalesinde mâlumat vardir...) ve bu ugurda sirki reddeden, Tevhid’e "Evet!" diyen devletlere ve kuruluslara mektuplar yazmis, meseleyi onlara izah etmistir.
Cevab vermedikleri takdirde kendi imkânlarimiza ve salahiyyetimize istinaden "Hilâfet Devleti"ni ihya ve ilan edecegini de yazdigi mektuplarda beyan etmisti!.. Cevap alamayinca yukarida da beyan edildigi vechiyle "Hilâfet Devleti"ni ilan etmistir.
"Siz üçüncü Halife’siniz!.." diye hususiyle Misak dergisinde çikan yazilarda da
Hoca’mizin kendilerine yazili cevabi su olmustur: "Siz, bunlardan birincisine bey’at ettiniz mi? Isim ve adreslerini bize de bildirin, biz de birinciye bey’at edelim!.." Fakat bugüne kadar cavab vermemislerdir. Yine de vakti geçmemistir; kesin bilgileri varsa, basta Misak ve Hilâfet dergileri olmak üzere bütün dünya basinini yazmaya ve mâlumat vermeye çagiriyoruz! Ya hakki söylesinler ya da sussunlar!..
Mücadelesi:
Diyebiliriz ki, Hoca’mizin hayati mücadeleyle geçmis ve bu arada asla taviz
vermemistir! Söyle ki:
Diyanet Isleri Baskanligi’ndaki mücadelesi:
Bir ara Tevfik Gerçeker isminde danistaydan emekli bir hakim Diyanet’in basina getirilmisti. Bu sahis bir taraftan Diyanet merkezindeki personelin namaz kilmalarina sinir koymus, bir taraftan da futbol oynamak bir ibadettir gibi fetvalar vermisti. Ve bu arada Diyanet’e emekli bir pasa getirilmisti. Sadreddin Evren ismindeki bu pasa ile o
zamanin Ankara müftüsü Dr. Lütfü Dogan bir araya gelerek bir tâmim hazirlama yoluna girmislerdi.
Tâmimin mahiyeti su idi: "Bundan sonra vaazlar yaptiklari vaazlari üç nüsha olarak yazacaklar; bir nüshasi kendilerinde kalacak, bir nüshasini bagli bulunduklari müftülüge verip tasdik ettirecekler ve bir nüshasini da Diyanet Isleri Baskanligi’na göndereceklerdi. Müftülükçe tasdik edilmis bu nüshayi kürsüden papagan gibi okuyacaklar, bunun disinda tek kelime konusmayacaklardir. Bunun haberini alan Hoca’miz Ankara merkez vaazlerinden ve Ilahiyet’teki arkadaslarindan 15 kisilik bir ekibi bir araya getirip, meselenin vehametini onlara anlatir! Bir-iki toplanti neticesinde alinan karar iki safhali idi: Bir heyet Dr. Lütfü Dogan’a gidecek, böyle bir icraata gitmenin vaazlik müessesesine darbe olacagini anlatacaklar, bu fikirden vazgeçmelerini kendilerine teklif edeceklerdi. Kabul edilmedigi takdirde mesele Cuma günü camilerdeki cemaata intikal ettirilecekti!..
Birinci sik kabul görmedi; kararda israr ettiler! Bu sefer mesele camilere götürüldü! Hoca’miz o siralarda Maltepe Camii’nde vaaz ediyordu. O günkü vaazi kürsüden gazete okur gibi okumus, kürsüden inmisti. Vaazden bir sey anlamayan cemaat yer yer gelip Hoca’mizdan meselenin ne oldugunu sormustu. Hoca’mizin verdigi cevap su idi: "Bundan sonra dinliyeceginiz vaazlar böyle olacaktir; Izahati yolunda tek kelime ilave
edemeyiz!.." Cemaat sasirmisti. Bunlardan biri ayaga kalkip cemaate dönerek söyle haykirmisti: "Kapatsinlar bu camileri de onlar da kurtulsun, biz de kurtulalim!.." O zaman iktidarda Halk Partisi var idi. Cuma namazini müteakib cemaat Diyanet’e dogru yürüdü; Diyanet’in kapisi ana-baba günü oldu! Diyanet kapilari kapadi! Haber gönderip "Mesele yanlis anlasilmistir!.." diyerek ve bir nevi özür dileyerek hazirladiklari tamimi aksama degistirdiler.
Buraya kisa bir not koymak gerekir: Iste bakin! 15 kisilik bir heyetin ittifaki ve taviz yoluna gitmeyisi büyük bir felaketi önlemistir. Eger dünün hocalari da ittifak halinde olsalardi Selanikli Kemal umdugunu bulamaz; 98 bombayi bu Din-i Mübin-i Ahmediyye’nin temeline koyamazdi!..Devlet Bakani Rafet Sezgin ile mücadelesi: Hoca’miz, Diyanet Isleri Baskanlik Muavinligi sirasinda, zamanin devlet bakaninin müdahalelerine karsi taviz vermemis; Bakana, "Naklini istediginiz din görevlileri hakkinda yazili sikâyetler var ise, bize gönderin; biz, mahallinde tahkik ve teftisini yaptirdiktan sonra geregini yapariz!.." demesi üzerine, devlet bakaninin, "Bizim sözümüz emir hükmündedir; yerine getirilmesi gerekir!.." sözüne karsilik Hoca’miz, "Sözlü tâlimatlar dosyaya girmez; ben öyle bir muameleye âlet olmam!.." demistir.
Bu ve benzeri taviz vermeyisleri ile bakanla arasi iyice açilmis, bunun üzerine
Hoca’mizin naklini Adana Müftülügü’ne çikartmistir.
Hoca’mizin savcilik ve mahkemelere götürülmesi:
Hoca’miz; Ankara, Adana, Hatay ve benzeri cami kürsülerinde ve konferans salonlarinda Islam ve Seriat’in hakim olmasini dile getirmis ve hele hele üniversitedeki hayati ise son derece mücadele ile geçmistir. Bu yüzden üniversite idaresi kendisini alti maddeden dolayi disiplin kuruluna sevketmistir. Fakat Hoca’mizin gerek disiplin kurullarinda ve gerekse savcilik ve mahkemelerde net ve kesin ilmî cevaplari karsisinda bir sey yapamamislar ve mahkum edememislerdir. Adana Agir Ceza Mahkemesi:
Hoca’mizin bilhassa Adana Yag Cami kürsüsünde yaptigi ve bantlarla tesbit ettikleri konusmalarinda suç unsuru bulmuslar, bu bantlari Adana Agir Ceza Mahkemesi’ne sevketmisler ve dava açmislardir. Fakat bu siralarda Hoca’miz Avrupa’ya gelmisti. Mezkûr mahkeme birkaç sefer radyo ve basin
yoluyla "Gel hesap ver!" diye çagrida bulunmus ise de, Hoca’miz arkadaslariyla yaptigi istisare neticesinde davetlerine icabet etmemisti. Neticede mal varligina el koymuslar, kendisini de vatandasliktan ihrac etmislerdir. Avrupa mahkemelerinde:
Hoca’miz Avrupa’ya geldikten sonra da durmamis, gerek Selanikli Kemal’i tanitmada, gerekse Islam Seriat’ini teblig ve telkin etmede bos durmamistir. Vaazler yapmis, konferanslar vermis, brosürler nesretmistir; kitaplar bastirmis ve bantlar doldurmustur. Bunun üzerine kemalist rejimin baskisi, Türk ve Avrupa basininin yaygarasi, Avrupa idarecilerini harekete geçirmis, Hoca’mizi mahkemeden mahkemeye sevketmislerdir. El- an mahkemeler devam etmektedir. Particilerle Mücadele:
Hoca’mizin Avrupa’ya geldigi dönemde Kenan Evren partileri kapatmisti, parti diye bir sey kalmamisti! Biz de partisiz bu dönemde rahat rahat konusuyor, dinleyenler de rahat rahat dinliyordu! Zaman geldi partilerin tekrar kurulacagini basin yazdi. Bizi sikinti aldi; artik partide çalisamayiz!.. Hoca’miz, hal çaresini söyle bulmustur: "Islam’da parti olmadigini, fetvasinin alinamiyacagini, fetvasi alinmayan bir hareketin insani yari yolda birakacagini ihtiva eden bir rapor hazirlayip Erbakan’a gönderecegini" düsünmüs ve bu noktadan hareketle: "Devlete Gidis Yolu Teblig Midir, Parti Midir?" basligini tasiyan bir rapor kaleme almis ve bunu Erbakan’a göndermistir. Göndermis ise de kabul görmemistir! Erbakan’dan cevap alamayan Hoca’miz, arkadaslariyla istisare neticesinde mevzuyu cemaata indirmis, bunun için Avrupa çapinda Köln Barbaros Cami’nde toplanan idareci cemaate meseleyi intikal ettirmistir. Yapilan oylamada Hoca’miz ittifakla isin basina getirilmistir. Bunu duyan Erbakan çok agir laflar etmis ve bu arada söyle demisti: "Ben orada olsaydim, etegime doldurdugum taslarla bunlari taslardim!" Iradesi zayif olanlar:
Ankara’nin bu sert tutumu karsisinda ve burada merkez idaresinin açtiklari yalan ve iftira kampanyasi neticesinde iradesi zayif olanlar yari yoldan geri dönmüslerdir. Fakat elhamdülillah çürüklerin ayrilmasi ve ayiklanmasiyla Hoca’mizin arkasinda saf, saglam, Tevhid ehli bir cemaat kalmistir. Ve bu cemaat, basta Anadolu olmak üzere günden güne sesini her tarafa duyurmakta ve sahasini genisletmektedir. Kisa bir hülâsa ile sonunu bagliyalim: Bir hülasa ve bir netice:
Hoca’mizin asli ve nesli bellidir; Hocaoglu’dur. Soy adini buradan almistir. Kaplan soyadi, Mustafa Kemal’in sünnet-i seyyie’lerinden oldugundan dolayi degistirmistir. Hafiz-i Kelam’dir. On iki ilmi tahsil etmis, ilmin her dalinda müderrislige yükselmistir. Ve bu arada bir de üniversite bitirmistir.
Fetvaya muktedir olan Hoca’miz; idarî, siyasî ve benzeri sahalarda medenî cesarete sahibtir. Hayatinda asla tâviz vermemis; görevinden alinma pahasina da olsa da ne müftülük binalarina ve ne de Kur’an kurslarina Selanikli Kemal’in fotograflarini asmamis, önünde saygi durusu yapmamistir!.. Dünyadaki devlet sistemlerini, "Hak-Batil" diye ikiye ayirmis; seriat sisteminin hak, diger bütün sistemlerin batil olduklarini, dost-düsman bütün bir dünyaya duyurmustur! Bu arada komünizm ve demokrasi sistemlerinden söz ederken de bunlarin, dünyayi fesada veren iki (put) oldugunu söylemistir. Particiligin demokrasiye dayandigini ve demokrasinin vazgeçilmez unsuru oldugunu dile getirmis, particiligi de siddetle reddetmis,
bu sisteme göre parlamentoya seçilmenin ve seçenlerin de müsrik olduklarini ve olacaklarini ve hatta bu hususta verilen fetvayi kabul etmiyenlerin de ayni hükme tâbi olacaklarini beyan etmistir!..
"Günümüzün putlarinin sistemler" oldugunu ifade etmis, "Besinci Beyyine"de bu hususa genis yer vermistir!..
Hoca’miz ayni zamanda Islam’in hakikatlarini yazma cesaretini gösterdigi gibi, hatali bir beyanda bulundugu takdirde onu tashih etme veya geri çekme tevazuunu da göstermistir!
Ve netice: Iste Hoca’miz ve iste Hilâfet makami!.. Biçilmis bir kaftan! Her yönüyle "Hilâfet Makami"na layik! Dünyada bir esini bulmak çok enderdir!.. Kimsenin itiraz etmeye hakki yoktur! Varsa, iste meydan, buyursun; söylesinler! Bu ümmete Cenab-i Hakk’in bir lütfudur! Rabb’imize ne kadar sükretsek, yine de azdir!..
Metin Müftüoglu (Kaplan)
Hilâfet Devleti
Riyaset Makami Özel Kalemi