| Kanuni Devrinden Bir Mahalle Manzarasi Baron de Tosqueville:
''Türk sokaklari ''mahalle'' adini verdikleri bölümlerle birbiriyle bütünlesiyor. Mahallenin güvenligi, yine mahalleli tarafindan, semtlerinin sosyal bir parcasi olan kollukcular tarafindan tesis edilmis. Evvela imam. Yani mahalle camiinin imami, oradaki en itibarli kisi. Ibadetlerden sorumlu. Türklerde mahkemeler, bizdeki sayilmayacak kadar cok degil. Sebebi bu imamlarin baskanligindaki özel yargilama gelenegi...
Mahalleli, aralarindaki ihtilaflari, mahkemeden önce, imama götürüyorlar. Ihtilaflarda, önce seriat hümkü ele alinyor. Ama imamlar, meseleyi hukuk capinda halletmeden evvel, bir bakima ''sulh tesebbüsünde'' bulunuyorlar. Bu safhaya, mahallenin yaslilari da, hem bir nasihat, hem bir bakima jüri olarak katiliyorlar. Anlasmazliklarin tamamina yakin bir bölümü orada hallediliyor. Borc meselesi olsun, aile hukuku ya da bir mal-mülk meselesi olsun, halledildigi zaman, bizde oldugu gibi sahitli yada tutanakli bir belge imzalanmiyor.
Türklerde mahkeme disinda böyle bir adet ve gelenek yok. Burda karsilik imamin ve mahallenin huzurunda; davali veya davaci haklarina razi olan taraflar, verdikleri sözle kendilerini mutlak sekilde bagli hissediyorlar. Razi oldugunu beyan ettigi karara uymayan taraf icin müeyyide yok. Ama bir baska müeyyide var ki, maazallah uyulmamasi hakinda hayat adeta cehenneme dönüsüyor. Sasacaksiniz ama bu cezayi söyliyeyim:
Mahallenin özel mahkemesinde verilen karara sadakat göstermeyen taraf, adeta mahallesine ve evine girmek sansindan mahrum oluyor. Hatta hatta, mahallenin kontrol merkezi diyebilecegim kahvehanesinin önünden gecmek imakini kaybediyor. Bir bakima itibari sifirlaniyor. Türklerde verilen söze sadakat kavraminin ne manaya geldigine yakindan bilenler, ne demek istedigimi anlayabileceklerdir.'' |