|
HamaL
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Giden “kardeş” Gelen “bayan”...
Giden “kardeş” Gelen “bayan”...
Telefondaki ses; “siz yabancı değilsiniz...” diye açıklamaya başlayınca, içimi bir sıkıntıdır kapladı. Çıkışsızlığa dair bir sıkıntı. Çünkü son on yılım, “siz yabancı değilsiniz” diye başlayan “ama...” diye devam eden itiraflarla kaplı...
“Ama... Kardeşimiz, nasıl diyeyim... biraz prezantabl olabilseydi...” diye devam eden cümle... dolanıp-yükselip, bir betona dönüşüyor kafamın üstünde... Ardından o beton ağırlığındaki “gerçek” başıma doğru hızlı bir pikeyle geri dönüyor... “Gerçek”, başıma çarpıyor, kanatıyor beynimi. Ben, telefondaki sesin ifadesiyle “yabancı değil”im... Yine telefondaki sese göre, işine son verilen kişi de, bir “kardeşimiz”... Gerekçe; “prezantabl olamamak”...
Bu ülkede diyorum kendi kendime; bu ülkede görüntü, her zaman gerçeğin, bilginin, yeterliliğin hep önünde olmuştur.
Telefonda hakkında konuştuğumuz “kardeş”imiz, çok başarılı bir akademisyen, işinin ehli, yetkin bir mühendistir ama... Ama bilgi, tecrübe ve yeterlilik, ülkemizde cari olan kapitalist anlayışta bir türlü hak ettiği yeri bulamadığı gibi... Anlatmaya çalıştığım olayda da; tercih edilen, seçilen, istifade edilen bir konumda olamamıştır...
“Kardeş”imiz, Türkiye’nin önemli bir üniversitesinde öğretim üyesiyken, bir sabah, başını örtmeye karar vermiştir. (nasıl bir cümle ama... bir sabah kendisine araba çarpmıştır der gibi ama, zaten pek bir farkı da yok...)
Ardından; okuldaki işinin, doçentlik kariyerinin ve bütün emeklerinin üzerine bir kalem çekilerek, toplumdan kazınma cezasına çarptırılmıştır. Peşinden İngiltere’deki üniversitelerde hocalıklar, Türkiye’deki özel birkaç üniversitede misafir hocalıklar... Derken deniz biter, bitiverir. Eşini kaybetmiş ve otuz üç yaşında, üstelik geçimi için çalışmak zorunda olan bir kadın...
“Kardeş”imiz, en son, Türk tekstil devlerinden birinde fabrika mühendisi olarak iş bulabilmiştir. Ama dedik ya; Türkiye’deyseniz, görüntü her zaman beyin gücünüzün önündedir... “Prezantrabl” olmadığı gerekçesiyle, bu kapı da, yüzüne örtülüvermiştir...
Tesettür ile prezantabl olmak kavramları, birbirleriyle nasıl bağdaşabilir şeklinde, ince bir soru sormadım beni “yabancı” görmeyen adama... Sadece; fabrika mühendisliğinin, şık giyim ve iyi görüntüyle ne kadar alâkalı olabileceğini sordum... “Ama kardeşim...” dedi adam, adam dünyayı ikiye ayırıyordu, kardeş olduğu için bütün haksızlıkları yapabileceği kişiler ile hemen her fırsatı önüne serebileceği iyi görüntülü kişiler olarak... “Bahsettiğiniz kardeş’in yerine aldığımız bayan’ı tanımış olsaydınız, neden söz ettiğimi anlardınız...” Adam, benim neyi anlamadığımı şip şak anlamıştı. Peşini bırakır mıyım? Bizim “kardeş”in yerine alınan “bayan”ı da aradım buldum... Yine başı örtülü, yeni mezun mühendis kızlardan birisi... Kendisine pek yakışan bir makyajla, zarif bir pantalon ve mazallah o yükseklikten düşse, fabrikanın orta yerinde kafasını donk... diye kırabileceği, pahalı ve sivri pabuçlarıyla... çıt çıt uçuşan bir kelebek gibiydi.
“Tamam anladım” dedim adama. Anlamaz mıyım, tamam anladım. Aslıda son on beş yılım da hep anlamakla geçiyor, tamam anladım...
“Kardeş” de zaten eşyalarını topluyormuş, İngiltere’den çağırırlarmış. “Tek üzüntüm kızım için...” dedi. “Dört yaşındaki kızımı, ülkemde yetiştirmek isterdim ama ülke beni ve bizi istemiyor...”
Onu ve bizi istemeyen sadece ülke miydi acaba? Yoksa hiç de “yabancısı olmadığımız” çevreler ve ağbiler de var mıydı bizi istemeyenler arasında... kararsızım.
Fakat; kapitalizmin, tesettürün içini oyarak boşaltmakta olduğunu da biliyorum öte yandan... Hiç yokmuş gibi duran ve giderek aksesuarlaşan, yeni ve yabancısı olduğumuz bu” prezantabl örtü”yle, bakalım ne maceralar yaşayacağız?
Sibel Eraslan
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
|