İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Özgün Yazılarınız
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 15.07.2003, 14:48
~ Dua edin insaALLAH ~
 
TALHA-61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.02.2003
Yaş: 25
Mesajlar: 4.185
Teşekkür etti: 6
59 Teşekkür 28 Mesaja aldı
bir yol hikayesi.................

Bir lâbirentin içindeyim sanki... Sadece ben değil, hepimiz oradayız. Kim bilir ne zaman başladı gezimiz bembeyaz kıyafetlerle ve kim bilir ne zaman bitecek, hangi kavşakta... Ayrı yollarda, ayrı dönemeçlerdeyiz. Bazen lâbirentin kıvrımlarında kesişiyor yollarımız... Gözgöze geliyoruz, sohbetler ediyoruz, dolaşıp tükettiğimiz koridorlar üzerine... Binlerce hikâyecikler dinleyip anlatıyoruz. Bazen öyle oluyor ki geçtiğimiz yolu dinlediğimiz bir hikâyeden tanıyoruz. Biliyoruz, nicelerinin adımlarında taşıdıkları hisleri, ümitleri, sabırla devam edilirse sonunun ne güzel vadilere, ne yeşil ovalara çıktığını... Bazımız duyduğu hikâyelere güvenerek dalıyor o yola, bazımızsa kaçıyoruz... Kimi zamansa, nihayetinin ne korkunç bir yangına açıldığını bildiğimiz koridorlar kesiyor yolumuzu... Yine kimimiz kaçıyor, kimimiz dalıyor ve kimimiz ise bile bile atıyoruz kendimizi o yola.

Ve zaman geçtikçe o beyaz kıyafetlerimiz kararıyor yavaş yavaş... Çamurlar, kirler, paslar bulaşıyor yollardan. Dikkat etsek de buluyor bizi, kaçsak da yakalıyor. Öylesine girift bir lâbirent ki, temiz yollarla çamurlular içiçe... Kaçamıyoruz hiçbirimiz.

Yürüyor, yürüyor, yürüyoruz sonsuz görünen yollarda. Biliyoruz bir sonu olduğunu, umuyoruz kestirme bir çıkış kapısı bulmayı. Ve hep o kapıyı arıyoruz; bizi sıkan, boğan bu koridorlardan çıkaracak kapıyı... Her dönemeçten garip bir heyecanla dönüyoruz onu bulabilme umuduyla. Bazen ümitlerimiz kayboluyor oturup kalıyoruz bir yerde.. Yaşlı gözlerle soruyoruz “ne” ve “nerede” diye.. Bazen isyanlar duyuyoruz yankılanan, bazense mutluluk şarkıları ulaşıyor kulağımıza... Ne garip, yine hepsi içiçe.. Bir köşede oturup ağıt yakanlar varken cenazesine, iki adım ötesinde raksedenler görüyoruz çılgıncasına...

Sadece bununla kalmıyor gariplikleri yolun ve yolcuların.. Bizzat kendimiz yapıyoruz gariplikleri; gülüyor, ağlıyor, seviyor, nefret ediyoruz, kınıyouz. Bir cânan için candan geçebiliyorken; adını vatan, yâr koyduğumuz, bir canı en beklemediği anda büyük bir soğukkanlılıkla bıçaklıyoruz kalbinden. Öylesine nankör olabiliyor ki bazılarımız; yemeğini yediği, suyunu içtiği, misafiri olduğu ev sahibine “sen de kimsin ki” diyebilerek.. Evet, öylesine korkunç konuşuyor, öylesine korkunç yıkabiliyoruz ki, bazı tavırlarımızdan tüm duvarları sarsılıyor lâbirentin dehşetle...

Şaşıyoruz kendi halimize, “Nasıl böyle olabiliyoruz” diye. Ve sonra dönüp gidiyor, silinmek üzere belleğimize atıp ilerliyoruz herşeyi...

Yürüyor, yürüyor, yürüyoruz artık kirlenmiş elbiselerimizle. Sonra öyleleriyle karşılaşıveriyoruz ki; bembeyaz kıyafetleriyle kesiveriyorlar önümüzü; kimisi simsiyah saçlarıyla, kimisi de katettikleri yolun uzunluğunun nişanesi, elbiseleriyle aynı renk saçları ve alınlarında taşıdıkları derin yol haritalarıyla selâmlıyorlar bizi. Hem seviniyor, hem üzülüyoruz. Yolumuzu aydınlatıyor aklıkları, parlak yüzleri. Bu boğucu lâbirentte nefes oluyor her biri ruhumuza, bir ideal oluyor her biri hülyamıza.. Gıpta ediyor, iç çekiyoruz; “Acaba ben de bunlar gibi yapabilir miyim” diye. Çabalarsam.. bu şevkle aşıyoruz yolları, arıyoruz kapıyı bir süre. Aklımızda ve hayalimizde o melek yüzler, bütün çamur deryasına rağmen bembeyaz kalabilenler.

Ama bazen... Bazen bir dönemeci dönünce donakalıyoruz çamurdakini görünce. Binde bir bile olsa bizi bir çukurdan çıkaran ak erlerimizden birini görüveriyoruz en derin çamurda.. Bitiyor sanki o an dünya. Bir sürçme... Şekil değiştiriyor bu derin çamur; para oluyor, mal oluyor, heves oluyor, güzel bir göz oluyor ve yutuveriyor nicelerini. Kararıyor her yer... “Sen de mi?” diyoruz asla çamura layık görmediğimiz kişiye. Cılız ve bitkin bir sesle, “Sen de mi?”

Korkuyor, ürperiyoruz. O an gri olan kendimizi düşünüyoruz. “Ya bir gün ben de dalarsam çıkmamacasına bu deryaya. Kaçtığımı sanmama rağmen habire sürtündüğüm bu derin çamurlara... İçinde debelenirken yolculuğu, aradığım kapıyı unutursam... ve... ve...”

Duruyor beynimiz, düşünemiyoruz gerisini. Ancak böyle zamanlarda idrak ediyoruz yolculuğun çetinliğini.

İşte öyle anlarda yapayalnız kaldığımızı hissediyoruz kendimizle... Ama asla güvenemeyeceğimiz nefsimizle...

Belki sorgulamaya başlıyoruz nankörce, cahilce... Haddimiz olmadan, belki dile de getirmeden geçiriveriyoruz aklımızdan “niye” diye. Titriyoruz korkusundan sürçmenin, titriyoruz korkusundan düşmenin ve çığlığını duyuyoruz ruhumuzun derinlerden gelen, yalnızlıktan... Titreyiveriyoruz bu belirsiz yolculuktan...

Ve yine yürüyor, yürüyor, yürüyoruz... Nice yürüyenler görüyoruz âdeta haritasını çizmelerine rağmen lâbirentin bir kapısı olmadığını iddia eden. “Olsaydı biz mutlaka görürdük, bulurduk” diyen. Ve nice yürüyenler görüyoruz birkaç adımda o kapıyı buluveren..

“Çok garip, nasıl olur” diye sorarken daha, cevabı buluveriyoruz..

O an anlıyoruz kapının bir yerde olmadığını, o an anlıyoruz yürümekle kapıya ulaşılamayacağını, o an anlıyoruz kapının her yerde olduğunu ve kapıya nasıl ulaşılacağını..

İstemek, sadece istemek gerekiyor yavan olmayan bir duyguyla. Duygu enerjisi yüksek bir isteyişle... Tâ kalpten, onun derinliklerinden gelen bir aşkla. Sonra yumup gözlerimizi yoğunlaşarak bu istekle.... Ve çok değil, birkaç saf gözyaşı koyarak bu kudsi isteğin noktalarına...

O an her zaman yanımızda olduğunu göreceğiz o kapının... Bir anda açılıverecek gerçekten istemeyi başardığımızda... Hiç beklemediğimiz, hiç hesap etmediğimiz bir anda...

Sonrası mı? Değiştiğini göreceğiz lâbirentin, dümdüz bir yola... Belki benzeri bir şekilde O’nunkinin; Haram’dan Aksâ’ya...

Nereden mi biliyorum, nasıl mı yazıyorum?

Ne yazık, ben, sığ duygularımla o kapıyı hiç açamadım ki. Bütün bunlar yolla ilgili dinlediğim, gerçek bir hikâyeydi...

Canan SABA
acizane
__________________
Kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, ben o kimseyi harp ilan eder; dostumun intikamını alırım.

~ TASAVVUF, DÜNYA ADAMINI ALLAH ADAMI YAPMA SANATIDIR ~

ALLAH'ım! İsmini söyleterek canımı al, İsmını söyleterek beni dirilt! (AMIN)
TALHA-61 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 15.07.2003, 14:55
 
Üyelik tarihi: 19.10.2002
Mesajlar: 6.328
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
yorum yok

(bunuda okumadigimi desem sofi kusbasi yapar beni)
Boss55 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 15.07.2003, 15:06
~ Dua edin insaALLAH ~
 
TALHA-61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.02.2003
Yaş: 25
Mesajlar: 4.185
Teşekkür etti: 6
59 Teşekkür 28 Mesaja aldı
Alıntı:
Original geschrieben von Boss55
yorum yok

(bunuda okumadigimi desem sofi kusbasi yapar beni)
bist duuuuu faullllllllllll
__________________
Kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, ben o kimseyi harp ilan eder; dostumun intikamını alırım.

~ TASAVVUF, DÜNYA ADAMINI ALLAH ADAMI YAPMA SANATIDIR ~

ALLAH'ım! İsmini söyleterek canımı al, İsmını söyleterek beni dirilt! (AMIN)
TALHA-61 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 15.07.2003, 15:09
 
Üyelik tarihi: 19.10.2002
Mesajlar: 6.328
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
heee acizane tembelim
Boss55 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir HACAMAT Hikayesi 2 musabbinumeyr Günlük 9 04.10.2007 16:17
Bir hac hikayesi Alp Osmanlı Tarihi 2 23.04.2007 11:37
bir aşk hikayesi BeytullaH Özgün Yazılarınız 0 18.03.2007 14:25
meryemin hikayesi dilemma Özgün Yazılarınız 21 02.03.2005 08:51
AY HiKAYESi bySimyaci Özgün Yazılarınız 1 27.12.2003 12:29


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:14 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git