| Biz kemençe çalar, horon oynardık. Zamana bağlı olarak insan oğlunun ihtiyaçları da artıyor. Bu ihtiyaçlar ne kadar elzemdir? Bunun kararını verirken ölçümüz ne olmalıdır? Yoksa bunların bir çoğu, bizi köle edinmek isteyen bir takım sistemlerin, bize dayattığı yapay ihtiyaçlar mıdır?
Çocukken yaz tatillerimi köyde geçirirdim. O zamanlar çocuklar, yaşlıların sohbetlerini keyifle dinlerlerdi. Bir keresinde yaşı sekseni aşmış ihtiyar bir amca, benim de içlerinde olduğum beş on çocuğu etrafına toplamış, gençlik hatıralarını anlatıyordu. Nerde bir düğün olsa arkadaşları ile toplanıp oraya gittiklerinden, ne güzel kemençe çaldıklarından, yorulana kadar horon oynadıklarından, milletle türkü atıştıklarından, bazen ölçüyü kaçırıp hır, gür yaptıklarından bahsediyordu. Amcada tatlı hatıralar o kadar çoktu ki, o neşeli günlerini ölene kadar anlatsa bitiremeyecek sanmıştım. Bir densizlik edip:
“Amca siz gençliğinizde hiç çalışmaz mıydınız? Hep, kemençe, hep horon, hiç çalıştıklarınızdan bahsetmiyorsun” demiştim.
“Ah oğul” demişti, “Tabi ki ihtiyaçlarımız kadar çalışırdık, ama biz bu zamanın insanları gibi ahmak değildik. Şimdilerde insanlar kendilerine bir sürü gereksiz ihtiyaçlar icat ediyorlar, onları elde etmek için de köle gibi çalışıyorlar. Biz öyle mi yapardık? Bir çarığı eskiyene kadar giyerdik. Paraya gaz ve tuz almanın dışında ihtiyaç düşürmezdik. Sadece ürettiklerimizi tüketirdik.”
Ne dersiniz? Bu nasihate uyabilsek bir takım köleliklerden kurtulamaz mıyız? Hem fert olarak, hem ülke olarak.
27. 05. 2004
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |