İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Özgün Yazılarınız
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 15.10.2004, 05:49
 
Cihad74 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.02.2003
Mesajlar: 2.128
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
TÜrk Gİbİ Kuvvetlİ, TÜrk Gİbİ MuhteŞem

TÜRK GİBİ KUVVETLİ, TÜRK GİBİ MUHTEŞEM
Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına ne zaman ulaştı, biliyor musunuz? 7 yaşında tahta çıkan ve 39 yıl
padişahlık yapan Dördüncü Mehmed zamanında!

Bu dönemde, dünyanın hemen bütün devletleri Türklerin gözüne girmek, onlarla diplomatik ilişki kurmak için
gayret gösteriyor ve bu konuda adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Ünlü Fransız tarihçilerinden Albert Vandal
bu konuda şunları yazıyor:

"En medeni milletlerden en barbarlarına kadar dünyada her devlet; askeri gücünden korktukları
Türk Devleti'nin larşısında eğiliyor ve Türklerle hoş geçinmeye çalışıyordu. İstanbul, her milletin
diplomatlarıyla dolup boşalan bir merkezdi. Osmanoğullarının tahtı önünde eğilmek için büyükelçiler
birbirleriyle yarşıyorlardı.

Bu tarafta, 'Halife' sıfatını da taşıyan padişaha, hükümdarının yüksek saygılarını sunan Buhara elçisi,
diğer tarafta; şaşaada birbirleriyle yarış eden ve bu uğurda herşeyi göze alan Almanya İmparatoru
ile Polonya Kralı'nın elçileri görülüyordu. Polonya elçisinin beraberindekileri o derece kalabalıktı ki,
İstanbul'a bir Leh ordusunun geldiği sanılabilirdi.

İstanbul'daki büyükelçilerin bando ve mızıka takımlarıyla özel savaş gemileri ve başka donanımları
vardı. Törenlerde; önlerinde Hazreti Meryem'in tasvirini götürüyor; Türkler, hiçbir taassub eseri
göstermeksizin bu alayları seyrediyorlardı. Büyükelçiler sadrazamın eteğini öpmek ve padişahın
huzurunda yere kapanmak için acele ediyor, adeta birbirlerini yiyorlardı!"

Fransız Büyükelçiliği Baştercümanı olarak bu dönemde görev yapan yazar Antoine Galland da padişahın sefere
çıkışı ile ilgili gözlemlerini kısaca şöyle anlatıyor:

"Sultan Dördüncü Mehmed, 7 Mayıs 1672 Cumartesi günü Lehistan seferi için İstanbul'dan ayrıldı.
Hayatımda bundan daha güzel, daha muhteşem bir alay görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde bundan
daha parlak, daha düzenli, daha zengin bir geçit töreni yapılamaz.

Ordunun, bizzat padişahın kumandası altında şehirden çıkışı güneşin doğuşundan başlayarak tam beş
saat sürdü. Polonya sınırına kadar olan merkezlerdeki Türk birlikleri yolda bu orduya katılacaklardı.

Geçen askerler atları da muhteşemdi. Öyle ki, insan hangisini seyredeceğini şaşırıyordu. Atların
üzerinde fevkalâde güzel örtüler vardı, yalnızca başları ve bacakları görünüyordu. Zırhlı olmayanların
sağrıları kaplan veya pars postlarıyla örtülmüştü. Üzerlerinde büyük bir ihtişamla oturan sipahiler; kılıç,
yay, sırma işlemeli ve içi oklarla dolu bir okluk taşıyorlardı. Gayet güzel cilalanmış kalkanları vardı.

İlk birlikler geçtikten sonra kalabalık bir mehter takımı yürümeye başladı. Hem kendilerine has
yürüyüşleriyle yürüyor, hem de çalıp okuyorlardı. Kösler ve davullar vurduğu zaman adeta yer yerinden oynuyordu. Sergiledikleri ihtişam görülmeye değer birşeydi.

Mehter takımından sonra yine, sonu gelmez gibi görünen birlikler geçmeye başladı. Türk askerinin
demirden yapılmış işlemelin zırhları; rengârenk satenden sarıkları, ipek kordonlarla süslü kadife
cepkenleri, en iyi şekilde yapılmış silahları; seyredenleri hayretle karışık bir hayranlık içinde
bırakıyordu. Silahlarına öylesine özen gösterilmişti ki; her ok ayrı ayrı cilalanmış ve süslenmişti..."

İşte, böyle bir dönemde, orta Avrupa'ya açılan en önemli kapılardan biri olan Uyvar Kalesi fethedildi.
Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa komutasındaki Türk ordusu 18 Ağustos 1663 günü kuşatma harekatını başlattı.
Avrupa'nın en dayanıklı kalesi olarak kabul edilen Uyvar'ın düşeceğini ihtimal verilmiyordu. Ancak, Türk ordusunun
iyi yönetilmesi ve ısrarı karşısında çaresiz kalan düşman, kuşatmanın otuz yedinci gününde teslim şartlarını görüşmeyi
kabul etti. 24 Eylül günü Türkler Viyana'ya doğru yol alıyorlardı.

Uyvar'ın kaybedilişi Avrupa'da büyük yankılar uyandırdı. Onlara göre Türkler "olmaz"ı daha oldurmuşlardı.
Onun için, herhangi bir konuda gücünü - kuvvetini ortaya koyan, kararlılık ve kahramanlık gösteren birine,
"Uyvar önündeki Türk gibi kuvvetli" diyorlardı. Bu söz Avrupa'da giderek bir "atasözü" haline geldi ve
nesilden nesile kullanılır oldu.
__________________
Cümle ihvân hallenmişler hâliyle o mahbûbun
Ne büyük Saadettir ihvânı olmak efendi Mahmûdun
Cihad74 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Elde Yapma Bebek Gİbİ itimat Sorumsuzca söylenenler 18 21.04.2008 20:48
GÖl Gİbİ Olmak mahper Özgün Yazılarınız 0 05.12.2005 15:30
Sirat'ta YÜrÜr Gİbİ... seker_cocuk Özgün Yazılarınız 0 09.11.2005 20:29
Ari Gİbİ Ol! ledunn Dini Bilgi ve Eğitim 1 23.07.2004 23:37
Ne Sİvas Gİbİ Kalen, Ne ErtuĞrul Gİbİ OĞlun Gİttİ!.. ledunn Özgün Yazılarınız 2 27.05.2004 12:18


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:14 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git