Üyelik tarihi: 10.07.2004 Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 1 Mesaja aldı
| Misvak Birkaç alim toplanmış, sohbet ediyorlardı. Aralarında garip bir derviş vardı. Onlara hizmet ediyordu. Çaylarını, kahvelerini getiriyor, sıcaktan bunaldıklarında yelpazesiyle serinletmeye çalışıyor, susayanlara su veriyordu. Sofralar kuruldu. Yenildi, içildi. Alimler yayılıp oturmuşlardı. Derviş kan-ter içinde her çağırana koşuyor, canla-başla hizmet ediyordu. Sohbet iyice koyulaşmıştı. Söz döndü dolaştı misvak bahsine geldi. İçlerinde hepsinin saygı gösterdiği biri vardı. Ona “üstad” diye hitap ediyorlardı. O konuştuğu zaman hürmetle susup, dinliyorlardı. Üstad; – Misvakın sevabı ve çok yönlü faydaları vardır. Allah Resûlü (s.a.v.) bildirmiştir dedi. Alimler başlarını salladılar. Derviş de başını salladı. Eliyle cebini yokladı. – Diş çürümesine, ağız ve diş etlerinin iltihaplanmasına engel olur dedi birisi. – Misvakla kılınan namaz misvaksız kılınan namazdan yetmiş derece daha faziletlidir dedi bir diğeri! Derviş içinden ne güzel dedi. Bunları duyduğuna çok sevinmişti. Eli yine cebine gitti. Alimler misvak kullanmakla ilgili hadisleri sayıp döktüler. Faydalarını saymakla bitiremediler. Üstad yaslandığı yerden doğruldu. – Misvak hakkında yüzden fazla hadis-i şerif vardır. Misvak kullanmak beş yerde müstehaptır: Namaz kılınacağı zaman, abdest alırken, Kur’an okurken, uykudan uyanınca, ağzın kokusu değiştikçe. Yine herkes başını salladı. Derviş de onlarla birlikte salladı. Misvak kullanmak müekked sünnettir, diyorlardı. Müekked ne demekti? Misvak bulmak mümkün değilse fırça veya şehadet parmağıyla dişleri yıkamak gerekiyormuş. Sohbet koyulaştıkça Derviş elindeki tabakları, kaşıkları yere bırakıp dikkat kesilmişti. Kimsenin ona aldırdığı yoktu. Saatler geçti. Namaz vakti girdi. Abdest için hazırlanacaklardı. Yavaş yavaş konuşmaların harareti azalmaya başlamıştı. Derviş her birinin konuşmalarını hürmetle dinledi. Sohbetin sonuna doğru Üstad birden ona döndü. Onu baştan aşağı süzdü. – Hey efendi, dedi. Saatlerdir konuşuyoruz. Sen hiç söze katılmadın. Buyur, konuşma sırası sende. Derviş utandı. Kızardı, bozardı. Bu kadar alimin içinde kendisine söz düşer miydi? Ama Üstad kararlıydı. Ou muhakkak konuşturacaktı. – Hadi, hadi, sen de bir şeyler söyle. Ayet, hadis... Ezberinde ne varsa. Derviş boynunu büktü. Mahcup bir edayla, – Allahu Teâlâ hepinizden razı olsun, dedi. Ben bu anlattıklarınızın yüzde birini bile bilmiyordum. Yalnız intisap ettiğim bir Allah Dostu var. Onun tavsiyeleri ve duası bereketiyle misvakımı yıllardır hep cebimde taşırım. Her abdest alışımda da kullanıyorum elhamdülillah, dedi. Elini cebine attı. Misvakını çıkardı. Alimler sanki hayatlarında ilk defa misvak görüyormuş gibi şaşkın şaşkın baktılar. Başlarını önlerine eğdiler. Kızarıp bozarma sırası onlara gelmişti. Üstadları da dahil hiç birinin misvakı yoktu. Ne ceplerinde, ne evlerinde... Sorulsa bin türlü faydası sayılıp dökülüyordu. Ama işte o kadar...
Altınoluk dergisinden alıntı |
| |