RAMAZAN AYI
Mümin Müslimoğlu
Ramazan ayı
Allah (c.c)’ya Resulüne, Resulünün getirdiklerine inanan, Kitap Sün*net hükümlerinin hayat, devlet ve toplumda uygulanma yolunda olan Müminlerin bütün günahlarının bağışlanmasına vesile olan bir aydır.
Ramazan; kameri aylardan birinin adıdır. Ramazan; çok feyizli, bereketli mübarek bir aydır. Ramazan ayında bin aydan daha hayırlı olan bir gece (Kadir gecesi) vardır. O gecede yapılan iyi amel, bin ayda yapılan amellerden daha hayırlıdır. Ramazan ayının evveli Rahmet, ortası mağfiret, sonu da mü*minlere cehennemden kurtuluştur.
Ramazan ayı başından sonuna kadar müminlerin bağışlanmalarına bir vesiledir. Ramazan ayı
Allah (c.c)’nun mümin kullarına bir fazlı kerimi, bir lütfü ve ihsanı ilahisidir.
Allah (cc) kullarından, Müslüman, Akıl, baliğ, mükim olan ve meşru mazeretleri olmayanların Ramazan günlerini oruçla geçirmelerini farz kıldı. Ve şöyle buyurdu:
“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 183-184)
Resulullah (S.A.V)’de Hadisi Şerifle*rinde şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki
Allah Teala Ramazan orucunu farz kılmıştır. Bende onun kıyamını (yani Ramazan gecelerinde Teravih kılmayı) sizin için Sünnet kıldım. O halde kim iman ve bunların sevabına rağbet ederek (bunları ağırsamayarak ve gönül hoşluğundan ayrılmayarak, tam bir ihlas ile Ramazan) orucunu tutar ve (gecelerinde) kıyam (ile ihya) ederse anasının doğurduğu gün (de olduğu gibi) günahlarından (kurtulup) çıkmış olur.” (Nesai-İbn Mace)
Allah (cc) Ramazan ayını överek, insanlara doğru yolu gösteren hak ile batılı birbirinden ayıran, Kuran’ın o ayda indirildiğini (şartlarına uygun) bu aya yetişenlerin oruç tutmalarının farz olduğunu bildirerek şöyle buyuruyor:
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin.
Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” (Bakara 185)
Bütün semavi kitapların bu ayda inzal edildiğinden bahsedilerek bu ayın faziletli bir ay olduğu bildiriliyor. Gerçekten Kur’anı Kerim, hadisi şerif ve Ashabın icmalarıyla Ramazan ayının değeri ve kadri yüce bir ay olduğundan bahsediyor.
Ramazan ayı değer ve faziletliliğini, insanın dünya ve ahiret saadetini bahşeden Ku*ran’ın o ayda nazil olmasından alıyor. Vahyi ilahi o ayda nazil olmaya başlamasıyla Rama*zan ayı, kadri yüce ulvi bir ay olduğuna göre, eşrefi mahluk olan insan o vahyi ilahinin mucibince amel ederse en doğru olanı elde eder, dünya ve ahiretin saadetine erişir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İSRA 9)
Ancak, insan saadete erişmesi için vahyi ilahinin tümünü kabul edip, mucibince amel etmesi gerekir. Bunun içinde, kesinlikle Müslümanların devleti Hilafet devletinin olması gerekir. Devlet olmadığı zaman Müslümanlar rızayı ilahiyi kazanmaları için devletin ikame edilmesi yolunda mücadele içerisinde olmaları gerekir. Devlet olmadan vahyi ilahinin hepsi tatbik edilip uygulanması mümkün değildir. 76 yıldır İslam devleti yoktur, şer’i hükümlerde hayatta ve devlette uygulanmamaktadır.
Ramazanı şerif orucu hicreti nebeviden bir buçuk yıl sonra, Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Ramazan orucunun farziyeti Kitap, Sünnet ve Ashabın icmaı ile sabittir. Ramazan ayına (şehri sıyam) oruç ayı, Ramazan Bayramına da (idilfıtır) denir. Oruç tutmaya imsak denir. Orucun Kur’anda geçen Arapça karşılığı savmdır. Oruç; fecri sadık, ikinci fecirden (gerçek imsak atmasından) iti*baren, güneşin batmasına kadar, sahih bir niyetle gıdaen ve devaen (ilaç almakla) yemesini, içmesini ve cinsi mukarenette bulunmasını terk etmesi demektir. Niyet etmiş olsa da olmasa da belirlenen bu arada kasten (bile, bile) bu üç şeyden birini yapmakla orucu bozulmuş olur.
Bunlar Şari’in koyduğu değişmeyen hükümlerdir ki; orucun farz oluşu, orucun bir ay oluşu, orucun başlaması ve bitmesinin tespiti, bu tespitin çıplak gözle hilalin gözlenmesiyle oluşu ikinci fecirden güneşin battığı zamana kadar yeme, içme ve cinsi mukarenette bulunmanın terk edilişi, orucun Ramazan ayına tahsis edilişi. Ramazan ayının hilali Şaban ayının 29’da Şevval ayınınki de Ramazanın 29’da gözlenmesi ve böyle hareket edilmesi Müslümanlar üzerinde bir vecibedir. Bunlar şer’i hükümlerdir. Şer’i hükümler ise insanla*rın beğenilerine, hoşgörülerine, şöyle olursa daha iyi olur, böyle olursa daha kolay olur, daha doğru olur demeleriyle olan değildir. Çünkü bunlar insanların koyduğu hükümler değildir. Müslümanlar bu hükümlere uymak mecburiyetindedirler. Gerek Ramazan ve gerekse bayram hilallerinin çıplak gözle gözlenmesi Resulullah (s.a.v) zamanında ve Cumhuriyet tarihine kadar bütün İslam aleminde ya*pılmıştır.
Yani çıplak gözle gözlenmesi Sünnet ve Ashabın icmaı ve müctehidlerin ictihadlarıyla tespit edilmiştir. Ebu Hureyre (r.a)’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: (Ramazan hilalini) gördüğünüzde oruç tutunuz (Şev*val hilalini) gördüğünüzde iftar (bayram) ediniz. Eğer (herhangi bir nedenle hilal) size ka*palı bulunursa (onu göremezseniz) o zaman Şaban’ı otuza tamamlayınız.” (Buhari ve Müslim) Metin Buhari’ye aittir. Aynı bu anlamları ifade eden Beyhaki, Nesai, Müslim ve İbn-i Mace’de hadisler mevcuttur.
Hilalin fenni aletlerle daha önceden he*sapla yapılması için hiçbir emir ve işaret yoktur. Ve de yapılmamıştır. Her Kameri ayın iptidası, ya hilal görülmekle yada ondan evvelki, ayın günlerini otuza tamamlamakla tespit edilir. İslam aleminde oruç farz kılındığı günden Hilafet devleti yıkıldığı güne kadar böyle bir yol takip edilmiştir. Önemli olan Şer’i Şerife uygun hareket edilmesidir. Ahmed ibn-i Hanbel, Beyhaki, Ebu Yali, Ebu Said (r.a) rivayet ettiği hadisi şerifte orucun gereken hudutlarını tanıyarak ve Ri*ayet ederek oruç tutarsa geçmiş günahlarına da kefaret olacağını bildiriyor. Hadisi Şerifte şöyle buyuruyor:
“Kim Ramazanda oruç tutar, onun hududunu tanır, korunması lazım gelen şeylerden tamamıyla korunursa ondan evvelki (küçük günahları) örtülmüş (bağışlanmış) olur.” (Ahmed bin Hanbel, Beyhaki)
Bu cümleleri destekleyen şu hadisi şerifte de farziyetine inanarak oruç tutanların geçmiş günahlarının bağışlanacağı bildirili*yor. Şöyle buyuruluyor:
“Kim Ramazan orucunu (farz olduğuna) inanarak ve sevabını Allah’tan isteyerek (gönül hoşluğu ile) tutarsa geçmiş (küçük) günahları bağışlanır.” (Buhari, Müslim, Ahmed ibn-i Hanbel, Ebu Davut)
Ramazan orucunun sevabı, diğer amellerin sevabından farklıdır. Her iyi amel on misliyle ödenir, Ramazan orucunda böyle bir sayı söz konusu değildir. Bir Hadisi Kûdside Rabbul alemin şöyle buyuruyor:
“Aziz ve celil olan
Allah (şöyle) buyurdu: Oruç kulun ateşten (Cehennemden) gizleneceği (korunacağı) bir kalkandır (bir si*perdir). O (Oruç) benimdir ve ben onun mükâfatını (bol, bol) vereceğim.” (Ahmed ibn-i Hanbel ve Beyhaki)
Ramazan orucuna (sabır) orucuda denilir. Kur’an-ı Kerimde ise Sabır edenlerin mükâfatları hesapsız verileceği bildirilmiştir. Gerçekten Ramazan orucunun mükâfatı büyük ve hesapsızdır. Ancak şartlarına uygun olarak tutulursa bu mükâfat elde edilir. Aksi halde aç susuz ve uykusuz kalmaktan başka kendine bir şey kalmayacaktır. Bunu açıklayan hadisi şerifte şöyle buyuruluyor:
“Bazı oruçlular vardır ki orucundan kendisine ait olanı açlıktan başkası değildir. (Geceleri) bazı kaim olanlar (ibadet edenler, teravih namazı kılanlar) da vardır ki, kıyamından kendisinin olanı uykusuzluktan başkası değildir.” (Ahmed ibni Hanbel, İbni Mace, Ebu Hureyre r.a’dan )
Demokrasi ve onun öngördüğü laik Demokratik Cumhuriyete inanıp onun koy*duğu kanunlarla amel edenlerin oruç tutarak yemelerini içmelerini terk etmelerinde
Allah (c.c) için hiçbir şey yoktur. Laik demokratik Cumhuriyeti kabul edip, inanan her demokrat yalancı ve yalanla amel edendir. Demokrasi ve Cumhuriyet insanlar tarafından İslam’ın karşıtı olarak ortaya atılmıştır. Akıllarınca İslam’a paralel olarak koymuşlardır. Bu ise yalandır. Zira İslam’ın paraleli yoktur ve olamaz. İslam
Allah (c.c) tarafından gelmiş ve koyulmuştur. Tümü doğrudur. Değişmez ve paraleli de olamaz. İslam’ın dışı ortaya atılan her sistem her kanun, nizam ve her şey yalandır. İslam’ın dışında olanları inanarak alıp kabul edip onunla amel eden herkes ya*lancıdır. Ve İslam hükümlerinin cahilidir. Önemli olan İslam’ın dışında olanın doğruluğuna inanarak alıp kabul edip onunla amel etmektir. Yani, yalan söyleyen, yalanla amel eden ve İslam’ın cahili olan kimseler bun*lardır. Hadisi Şerifte de bu üç şeyden bahse*diliyor. Ve şöyle buyuruluyor:
“Kim yalan söylemeyi, onunla (yalanla) amel (ve hareket) etmeyi ve cahilliği (dinde bilgisizliği) bırakmazsa onun oruç tutarak yemesi, içmesini terk etmesinde
Allah için (kabul edilecek) bir haceti yoktur.” (Buhari, Ahmed ibni Hanbel, Ebu Davut, Tirmizi)
Ne yazık ki günümüzde yaşayan Müs*lümanlar takındıkları tavırlarıyla, hareketle*riyle, tutum ve davranışlarıyla, yukarıda me*alleri verdiğimiz iki hadisi şerifin kapsamına girmektedirler. Evet bu gerçekten cereyan etmekte olan bir vakıadır. Müslümanların kendi devletleri olan RAŞİDİ HİLAFET devleti olmadığından. Bu umumi bela bütün Müslümanlara sirayet etmiş ve kapsamıştır. Bütün Müslümanlara sirayet eden Demokrasi ve Cumhuriyet musibetlerinden kurtulmanın, Ramazan ayı ve orucunun feyiz ve bereketine nail olup, tutulan oruçların boşa gitmemesinin tek çaresi, Müslümanların üzerlerinde farz olan yeniden RAŞİDİ HİLAFET devletinin kurulmasıdır. İslam’ın devleti HİLAFET DEVLETİ olursa tümü batıl olan demokrasi ve Cumhuriyetten kur*tulurlar. Tümü doğru olan İslam’ı konuşur, İslam’la amel ederler. O zaman oruçları da her türlü ibadetleri de kabul olur ve sevap kazanırlar.
Bir Hatırlatma!!
Cihad, Hac ve Oruç ibadetleri farz kı*lındıkları günden, şu dinsiz Cumhuriyet tari*hine kadar, devletsiz olmamışlardır. Yani orucun başlamasını, sona ermesini, Haccın menasikini, ordunun cihada çıkmasını, dinsiz laik demokratik cumhuriyetin belirleme*siyle yapılmamış. Şer’i idarenin emriyle ya*pılmıştır. İnşallah bizde bunları en yakın zamanda yeniden RAŞİDİ HİLAFET DEVLETİ yönetiminde yaparız.
SELAM BÜTÜN İNANANLARIN ÜZERİNE OLSUN