Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina
----------------------------------------------------
ÂNİ ÖLÜMLER...
Âni ölümler, bir bakıma insanların pek hoşuna gitmez. Zira, âhiret hazırlığı yapmadan, üzerindeki hakları ödeyemeden, tevbe ve istiğfâr gibi mânevî temizlik yapamadan ansızın gitmek, herhalde iyi bir şey değildir, diye düşünülür.
Bundan dolayıdır ki, mâneviyat büyükleri müminleri îkaz eder; ölümün her an gelebileceğini hatırlatarak maddeten ve mânen hazırlıklı olmayı tavsiye ederler.
İşte o zaman âni ölümün mümin için bir tehlikesi olmaz. Zira onun ölümündeki ânilik zâhirdedir, yani dış görünüştedir; bâtında, içte, esasta değil...
O, kendi içinde ölümü her an bekliyor, tevbe ve istiğfarı dilinden düşürmüyor, kalbinden eksik etmiyor. Artık o mümin için âni ölüm, bir korku ve endişe kaynağı olmaktan çıkıp, bilakis, Allahtan bir hediye hâlini alır.
Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorlar ki: Ani ölüm, mümine Allahtan bir hediye, kâfire ise hasrettir. Çünkü kâfir, ömür nîmetini müflis olarak elden kaçırdığı için, âni ölüm ona üzüntü-keder, esef ve sıkıntıdır.
Bununla beraber, uzun hastalıklardan sonra vefât eden müminlerin de mânen temizlendiği ümit edilir; fikren ve zihnen tevbe ve istiğfarla âhiret hayatına hazırlanmış olduğu kabul edilir.
İsterseniz bu mevzuu, tâbiîn devrinin mâneviyat büyüklerinden dinleyelim. Bakalım onlar sohbetlerinde bu gibi hususları nasıl değerlendiriyorlar.
Tâbiînin ileri gelen büyüklerinden Hz. Vüheyb, Yûsuf bin Esbat ve İmam Sevrî (k.esrârahüm) hazerâtı bir araya gelmiş sohbet etmekteydiler. İmam Sevrî hazretleri bir ara şöyle dedi:
*** Ben artık âni ölümü istiyorum!
Öteki sordu:
*** Niçin?
*** Fitneler çoğalıyor, onlara karışmamak için.
Yûsuf bin Esbat (k.s.) buna karşılık verdi:
*** Ben âni ölümü istemiyorum. Çünkü yapacağım tevbe ve istiğfarlardan biri makbûl olabilir. Ölürsem, tevbe ve istiğfar yapma imkânını yitirmiş olurum.
Bu sözleri sükûtla dinleyen Vüheyb hazretlerine de sordular:
*** Sen ne dersin, bu düşünce ve değerlendirmelere?
Hz. Vüheyb boynunu bükerek cevap verdi:
*** Ben ne öyle derim, ne de böyle.
Allah Teâlâ hakkımda neyi takdir etmişse onu bekler, hayırlısını dilerim.
İmam Sevrî hazretleri bu cevaptan çok memnun oldu ve:
*** Vallâhi içimizde en doğrusunu sen söyledin. Sen rûhânîlerin sözüyle bağladın bizi, dedi.
Evet, gerçek olan budur. Rabbimizin hakkımızda hayırlı hükmünü beklemek... Ancak bu bekleyiş, ihmâl ve gaflet deryasında değil de; şuur, idrâk ve tefekkür içinde olmalıdır. Yoksa hazırlıksız âni ölümler, hayra değil –Allah korusun– şerre ve sû-i hâtimeye(kötü sona) sebep olabilir.
-----------------------------------------------------------
Selâm, hüdaya ittiba edip Sünnet-i Mustafayı bırakmayanlara, Bütün enbiyaı izama ve melâikei kirama ve âline ve ebrar muttaki ashabına salâtlar ve selâmlar.