Üyelik tarihi: 07.05.2005 Teşekkür etti: 2
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Anneciğim, sen ne yaptın! ANNECİĞİM SEN NE YAPTIN?
Annem, beni küçüklüğümden beri her zaman bir bebek
gibi sever, okşar, şefkat ve merhametiyle kucaklar,
gözünden bile esirger, korur; kimseye söz ettirmez,
toz kondurmazdı. Babam, bazen sabah namazına kaldırmak
ister, annem hemen ileri atılıp “bırak çocuğu uyusun;
sabah uykusu önemlidir, uyandırma; büyüyünce kılar”
derdi. Camiye giderken beni de yanına almak isteyince
annem yine ya soğuklara ya da sıcaklara bahane bulup
“o daha çok küçük, büyüyünce gider” der, göndermezdi.
Ramazan ayları gelir geçer annem kıyamadığı için bir
gün oruç tutturmazdı. Bir gece, hem babam hem de
gündüzden arkadaşlarımın yaptığı ısrar ve teşviklerle
oruç tutmaya kalkmıştım da:
“Sen okuyorsun; oruç insanı yorar, zayıf düşersin.
Açlıktan kafana ders girmez, derslerinden zayıf
alırsın” demiş ve o gün bile oruç tutturmamıştı…
Tatillerde ve yaz aylarında arkadaşlarım camiye
giderler, ben de mahallede bisiklete binmeyi veya
camiye gitmeyen arkadaşlarımla eğlenip oynamayı tercih
ederdim. Oynadığımız top, bazen komşunun balkonuna
kaçar, bazen camını kırar; komşular bağırıp
çağırırlardı da annem devreye girer ve “ne olmuş
canım, onlar daha çocuk” diye, komşularla dalaşır beni
korurdu. Babam, evde bazen sesli Kuran okumaya
kalkınca onu; “içinden oku, çocuk ders çalışıyor” diye
azarlardı. O da bir “La havle ve la kuvvete illa
billâh…” çeker, başını sallar, sonra da ya odasını
değiştirir, ya da sesini keserdi. Zavallı babam, zaten
annemin çenesiyle başı hep dertteydi…
Okul arkadaşlarım, okul saatinden en az iki saat önce
ya servise ya otobüse yetişmek için kalkıp
hazırlandıkları halde ben, uykumu alıp kahvaltımı
yaptıktan sonra annem veya babam tarafından son
dakikada okula yetiştirilir, zilin çalmasıyla kapıdan
girmemiz bir olurdu. Bazen de gecikirdim de, annem
sınıfa kadar götürüp kapıdan içeri sokar ve öğretmene
rica edip derse kabul ettirirdi. Zaten lise ve
üniversiteyi özel okulda, çok rahat bir şekilde
okumuştum… Öğretmenlerimden biri kazara bir şey
söylese, annem onu bir şekilde duyar ve hemen okula
damlar, duruma el koyar ve öğretmenimin ensesinde boza
pişirirdi…
Her şey gönlümce oldu ve hiçbir şeyim eksik olmadı
benim, bir dediğim iki edilmedi… Oyuncaklarım,
giyeceklerim, yiyeceklerim, cep telefonum müzik
dinleme aletlerim, bilgisayarım… Genç yaşta sahip
olduğum otomobilime kadar her şeyi istemeden aldılar
ve her istediğimi anında yaptılar. Hiçbir şeyde gözüm
kalmadı. Her şeyin tadına baktım, zevkine vardım…
Şimdi ise belki büyümeden, belki de başka nedenlerden
dolayı hiçbir şeyden zevk almıyorum ve hiçbir şey beni
mutlu etmeye yetmiyor… Ne pahalı oyuncaklarım, ne
bilgisayarım, ne giyeceklerim, ne cep telefonlarım, ne
müzik dinleme aletlerim ne de başka bir şey… Çevrem ve
ailem bile sıkıyor beni şimdi… İçimde adını
koyamadığım büyük bir boşluk var ve ben hep onunla
dolaşıyor, onunla yatıp kalkıyorum…
Şimdi artık büyüdüm, kocaman bir adam oldum.
Akranlarımın bir kısmı camiye gidiyor; oruç tutuyor,
namaz kılıyor, Kuran okuyor. Sohbet ve muhabbetleri de
bunların üzerine; yaptıkları bu güzel şeyleri
birbirlerine anlatıyorlar… Onlarla muhabbetimiz
tamamen farklı boyutta. Bana soğuk ve yabancı gelse de
aslında gizliden gizliye imreniyorum onların bu mutlu
hallerine. Vaktinde öğrendiler ve şimdi de yaşıyorlar…
Keşke ben de öğrenseydim de yapmazsam yine
yapmasaydım; ama en azından bilseydim. Üstelik benim
annem pek o kadar olmasa bile babam çok dindardı…
Arkadaşlarımın bir kısmının böyle bir şansı bile
yoktu. Onlar sadece kendilerine yol gösterenleri
dinlediler ve öğrendiler… Zamanında gittikleri
camilerden, hocalardan aldılar alacaklarını,
doldurdular dağarcıklarını…
Nihayet, geçen hafta annemi kaybettim… Bir ölüye ne
yapılırdı, hiçbir şey bilmiyordum. Bu yüzden kız
kardeşimle birlikte panikledik ve öylece kalakaldık.
Rahmetli babam vefat edince, annem telefonlarla işi
halletmişti. Bana da yapılanları seyretmek ve işimi
takip etmek kalmıştı sadece. Ama yolculuk sırası şimdi
ona gelmiş, görev de bize düşmüştü. Son görev! Ne
yazık ki hiç tanımadığımız insanlar babam için namaz
kılıp dua ederlerken, ben başında öylece durup
beklemiş, sadece birkaç damla gözyaşı dökmekle
yetinmiştim…
Şimdi ise annem ortada yatıyor, biz şaşkın şaşkın
bakıyorduk. Allah’tan olacak, birden aklıma eski
arkadaşlarımdan Hakanı aramak geldi. Beni sürekli ikaz
edip, “Ertancığım, gel bu hafta cumaya gidelim; bir
şeyler öğren artık…” diye sürekli uyaran ve kendisine
hep “daha vakti var…” diye takıldığım, hiç kızmayan,
darılmayan güzel huylu arkadaşım Hakan… İşini gücünü
bırakıp, yanında bir grup arkadaşı ve hocalarla
birlikte çıkıp geldi. Hemen işe koyuldu ve bize hiçbir
şey bırakmadan her şeyi yaptı. Başucunda oturup anneme
“Yasin” okudu ve defin işlemlerini koordine etti,
götürüp defnettik… Ne yazık ki, bu talihsiz oğlu,
kendi öz annesine başkaları kadar faydalı olamamış,
arkadaşlarının yaptıkları kadarını bile yapamamıştı.
Evet, beni karnında taşıyıp doğuran, yıllarca kahrımı
çeken ve besleyip büyüten, anneme bir “Fatiha” bile
okuyamamıştım. Okuyamamıştım, çünkü bilmiyordum.
Cenazesi için gelenlerin yanında safa durduğumda
yanımda bana dürtenlerin ikazlarıyla ancak ellerimi
doğru bağlayıp imama uyabilmiştim. Büyümüştüm
büyümesine ama çocukken var olan fırsatların hiçbirini
bir daha elde edememiş ve öğrenmem gerekenleri
öğrenememiştim. Şimdi annemin başında, arkadaşım
Hakanın okuduğu “Yasin-i Şerif” bir yana, bir “Fatiha”
bile okuyup hediye edememiştim. Çünkü annemin aşırı ve
gereksiz şefkati, benim hiçbir şey öğrenmeme fırsat
vermemişti. Zavallı annem, bana olan şefkat ve
merhametinden dolayı bütün güzel fırsatları elimden
almış, dinimi öğrenip yaşamama engel olmuştu… Böylece
merhametten maraz doğmuş, yapabileceği en büyük
kötülüğü yapmıştı bana… Bilmeden, anlamadan ve
istemeden…
— Ah benim zavallı anneciğim… Sen ne yaptın bana?
Sevginle dünyamı da ahiretimi berbat ettin… Keşke bana
hiç acımasaydın; hiç sevmeseydin… Keşke babama hiç
karşı çıkmasaydın… Keşke beni hiç okula götürmese, hiç
arabana almasaydın da arkadaşlarım gibi eziyetle ve
çileyle büyüse, öğrenmem gerekenleri öğrenseydim.
Keşke hiç sabah uykusu uyumasa ve keşke hiç yaz tatili
yapmasaydım da bilmem gerekenleri bilip, yapmam
gerekenleri yapsaydım… Keşke, beni böyle seveceğine
hiç sevmese, bana Allah’tan fazla merhamet etmeseydin…
Şimdi, duyar mısın ve duyarsan gücenir misin bilmem
ama bütün pişmanlığım ve çaresizliğimle sana bir şey
söyleyeceğim:
— Anneciğim, sen ne yaptın! |