|
Kardeş Pakistan...
Kardeş Pakistan..
Gamze Hanım’ın bakışları bir anda bulutlandı. Alnı kırıştı. Elinde tuttuğu gazeteye baktıkça yüzüne bir kaygı gelip oturdu. Mıhlanmış gibi fotoğraf karesindeki bakışa gözleri çakılı kalmıştı. O bakıştan gözlerini alamıyordu. Bir avuntu aradı iç dünyasında. Dış dünyayı unutmuşçasına zihnine fotoğrafı kazımaya başlamıştı bile. Gözlerini fotoğraftan ayırsa da o bakışı unutacağı benzemiyordu artık. Her şey bir anda gelişmişti. Zaten her şey bir anda, hiç beklenilmeyen bir zamanda gelişmiyor muydu?
Dünyadaki dengeye ne oluyordu? Dalgalar yükseliyor, fırtınalar kopuyor ve depremler yaşanıyordu. İşte bir yenisi daha olmuş, acının resmi gazetelere yansımıştı bile. Pakistan’da korkunç bir deprem yaşanmıştı. .
Pakistan... Kardeş Pakistan. Depremle birlikte kaybolan yarınlar... Ezilmenin, yitirmişliğin, çaresizliğin buhranını yaşıyordu artık Pakistan... İnsan bazen öyle hale geliyordu ki; ekmek, su, barınaktan hariç küçük bir tebessüme bile ihtiyaç duyabiliyordu. Başını dayayıp doyasıya ağlayabileceğin bir omuz... Adını bilmesen de, dilini bilmesen de kardeşlik duygularıyla, derdine ortak oluyordun. Yanındayım duygusunu vermek için.
Genç kadın pencereden gökyüzünün kızıl eteklerinde batan güneşe bakıp Pakistan için ne yapılabileceğini düşünüyordu. Yüreğini bir alev topu sarmıştı sanki. Pakistan’ın üzerideki hüzün bulutlarını dağıtmak gerekiyordu. Zorluğun, sıkıntının en derinini yaşayan Pakistan dünyadaki müslümanları yardıma çağırıyordu. Pakistan acının ateşiyle her gün dağlanıyordu. Belki kovalar dolusu bu yangına su dökemeyecektiler ama birlik olup yürek serinleten sular fışkırtabilirdiler. Küçük damlalar aktıkça küçük bir göl oluşturabilirdiler. Bu bir sevgi gölü olurdu. Kardeşliğin, ümmet bilincinin, bölünmez bir inancın gölü. Mübarek Ramazan ayının bereketiyle, rahmetiyle mü’min kulların duyarlı hisleriyle hareket edilebilirdi. Allah’ın rızasına mahzar olmak için infak da yarışılabilirdi.
Bu bir vefa borcu olmaktan çok ümmet bilincinin bir çağrısıydı. Vicdanların üzerinde konakladığı bir sızıydı. Ben ne yapabilirim, bahanesiyle bu olaya lakayt kalmak istemiyordu Gamze Hanım. Düşünce hücrelerinin arasında dolaşan bu kaygı bütün benliğine dağılıyordu sanki. Vicdan muhasebesi yapmaktan yorulmuştu artık. İçinde yaşadığı çelişkilerden kurtulmak için Allah’a adeta yalvarırcasına dua ediyordu. Bir an evvel yangın yerine koşmak, küçük de olsa bir şeyleri kurtarmaya vesile olmak istiyordu.
Evet o da iradesini ortaya koyup bir şeyler yapabilirdi. Ev hanımıydı Gamze Hanım. Ama dünya da olup biten olaylara kulaklarını, gözlerini tıkamamıştı. Arkadaşlarıyla küçük bir ekip kurup bir yardım kermesi düzenleyebilirdiler. Ya da büyük yardım merkezlerine başvurup onlarla da çalışabilirdiler. Güçler birleşebilirdi.
Yüreği şimdi bir kelebek gibi titriyordu. Yönünü bulmuş bir kuş gibi kanatlarını çırpmak için sabırsızlanıyordu Gamze Hanım. Batan güneş son kızıl demetlerini de semadan çekmişti, ama şimdi yüreklerde bir ümit güneşi doğmuştu.
Dilek Dinçer
__________________
"Başarı bir varış yeri değildir, başarı bir yolculuktur, adım adım ilerlediğiniz bir yoldur." Zig Ziglar
|