| Bismillah...
Çevremize baktığımızda herşeyin yaşadığı bir alanın olduğunu görürüz. Ve ne; nerde yaşıyorsa "el mevtul Hakk" hakikatı tecelli ettiğinde gömüldüğü yer yine orasıdır. Bir köy,bir şehir,bir ülke ve bir gezegen. Herşeyin yaşadığı yerdedir kabri. Koca dünya bağrında yaşattığı herşeyi yine bağrına gömüyor. Her insanın kendine has bir dünyası ve bu dünyasında yaşattıkları vardır. İşi,eşi,çoluk çocugu,malı mülkü,duyguları,hisleri,sevgisi,nefreti vs vs. insanın "küçük dünyası"nı oluşturmaktadır. Ve bütün bunlar insanın kalbinde yaşamaktadır. Yani bu küçük dünya insanın kalbindedir. Dolaysı ile öldüklerinde kabirleri kalpte olur.Öyle değilmidir; bir çocukluğumuzu hatırlayalım. Bir oyuncağımız kırıldığında bir bebeğimiz kaybolduğunda onu yüreğimizin bir kenarına gömmezmiyiz. Çocukluktan son nefesimize kadar kend dünyamızda yaşattığımız herşey yüreğimizde yaşamaktadır ve kabirleride yine burada olacaktır.
Bu vesile ile çocukluğumuzdan şimdiki zamana baktığımızda yüreğimizde ne kadar çok kabir olduğunun farkına varırız.Yitirdiğimiz oyuncaklar, yapmak isteyipte yapamadığımız çocukluklar,kaybettiğimiz aşkımız, sevgimiz,sevdiklerimiz....Küçük dünyamızda yaşattığımız herşey yüreğimizde yaşadı ve ölenlerinde kabri yine oradadır. İnsanın vefatlardan dolayı neden üzüldüğünü zannediyoruz ki? Zira vefat eden ne ise, bir insan bir duygu bir iş bir oluş vs. o bizim yüreğimizde yaşamıştı. Vefat edince de kabri yüreğimize kazılmaya başlar. Ve kazdıkça yüreğimiz sızlar....Ölümden korkmamızın sebebi yüreğimize açılan bu kabirlerin verdiği acı değilmidir zaten????
Evet muhterem küçük dünyamıza bir bakalım. Ne varsa esasında yüreğimizde yaşadığının farkındamıyız??Ve ne, nerde yaşarsa kabri de ordadır.Her yürekte bir kabir değil birçok kabir vardır.Yüreğinize bakınız bunu farkedeceksiniz.
vesselam |