İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > EDEBIYAT > Özgün Yazılarınız
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 26.08.2007, 12:47

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Diriliş yazıları...

esselamû aleykûm ve rahmetullahi ve berekatûhû...
hamd Alemlerin Rabbine,salatû selam O'nun en yüce kuluna olsun,esenlik ve huzur iki cihanda ümmetini bulsun...
sözün ve yazının, sesin ve sessizliğin ulaştığı tüm gönüllere selam olsun.

Başlıktan anlayacağınız üzre adı diriliş akımı,diriliş düşüncesi gibi kavramlarla anılan,edebiyat dünyasının yaşayan büyük çınarı, diriltici nefesi sezai karakoç üstad hakkında bir konu bu...Böyle bir konuyu epeydir açmayı düşünüyorduk...nasip şuanaymış...Nasib olur da devam edebilirsek bu konuda,modern türk şiiri ,bu şiir içerisinde diriliş düşüncesi ve sezai karakoç'un eşsiz yeri,diriliş akımının düşündürdükleri,diriliş mektebinde yetişen diriliş öğrencileri... gibi konularda yazılar ve denemeler yazmayı ve alıntılamayı düşünüyoruz...
Konunun faydalı olmasını dileriz ve konuya katkılarınızı bekleriz...

vesselâm...
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 26.08.2007, 12:54

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Yeni Başlayanlar İçin SEZAİ KARAKOÇ

Kimdir?

1933’de Diyarbakır/Ergani’de doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayımlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayımlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 Diriliş Partisi’ni kuran Sezai Karakoç, 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü.

ESERLERİ
Şiir Kitapları: Körfez,Şahdamar,Hızırla Kırk Saat,Sesler,Taha’nın Kitabı,Gül Muştusu,Zamana Adanmış Sözler,Leyla ile Mecnun, Mona Rosa.

Araştırma ve Fikir Kitapları: Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif, İslam’ın dirilişi, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Ölümden Sonra Kalkış, Mağara ve Işık.

Hikaye Kitapları:Hikayeler I - Meydan Ortaya Çıktığında (1978), Hikayeler II - Portreler (1982)


Modern Türk şiirinin zirve isimleri sayılacak olsa, akla gelen birinci isim hiç şüphesiz üstad Sezai Karakoç’tur. Karakoç’un, Monna Rosa adlı ünlü kitabı da dahil, daha önce çıkmış dokuz şiir kitabının tümü bir arada ilk kez 2000 yılının haziran ayında yayımlandı. Yedi yüz sayfalık hacmi, özenle seçilmiş kağıt, cilt ve kapak rengi gibi özellikleriyle de hemen dikkat çeken bu şaheser kitap “Gün Doğmadan” adını taşıyordu. Diriliş Yayınları’nın 53. Kitabı olarak yayınlanan Gün Doğmadan’ın, önümüzdeki dönemin en çok okunacak ve üzerine en çok yazılıp konuşulacak kitabı olacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Aynı zamanda Türk dünyasının yaşayan en önemli düşünürü olan Sezai Karakoç, fikir ve sanatta “Diriliş Akımı”nın kurucusu olarak tanınıyor. Eleştirmenler ve edebiyat tarihçileri Karakoç’un, Türkiye’de 1950’lerden; özellikle 1960’tan sonra üretilen dikkate değer bütün sanat ve düşünce eserleri üzerinde belirgin bir etkisinin bulunduğunu vurguluyorlar. İlk sayısı Nisan 1960’ta çıkan ve otuz üç yıl boyunca aralıklarla yayınlanan Diriliş Dergisi başta olmak üzere Edebiyat, Mavera, Yedi İklim, Yönelişler, İkindiyazıları, Kayıtlar, İpek Dili, Hece ve Kaşgar gibi dergiler etrafında toplanan farklı kuşaklardan yazarlar, hep O’nun yol göstericiliğinin ışığında eser verdiler. Eleştirmenler, Karakoç’u hiç okumamış olanların üzerinde bile, O’nun dolaylı tesirinin bulunabileceğini kabul ediyorlar.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 26.08.2007, 13:04

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Diriliş Akımı Nedir?

Sezai Karakoç, eserleriyle ülkemizin bilhassa fikir ve sanat hayatını derinden etkilemiş, bu alanda hâlen Diriliş Akımı adıyla anılan fikir ve sanat akımının kurucusu olmuştur. Edebiyat tarihçisi merhum Ahmet Kabaklı, “20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi” adlı eserinde, Mehmet Âkif, Yahya Kemâl ve Necip Fazıl ile bağlantılı olsa bile Sezai Karakoç’un düşünce adamı, şair ve yazar olarak bunlardan farklı, daha yeni ve esaslı bir yönelim içinde olduğunu, yeni bir akımın kurucusu olduğunu vurguluyor ve bu akıma Yeni İslamcı Akım adını veriyor. Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Âkif İnan, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören, Ebubekir Eroğlu, İsmail Kıllıoğlu, Turan Koç, Arif Ay, Cahit Koytak, Mustafa Miyasoğlu, ve daha başka isimleri de mensuplarından saydığı Sezai Karakoç’a bağlı bu akım, evet hem yenidir, hem de islamcıdır. Ancak akımın doğru adı Diriliş’tir. Yukarıdaki isimlere Necat Çavuş, Kâmil Eşfak Berki, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz, Ömer Erdem, Cevdet Karal, Mustafa Ruhi Şirin, Hasan Aycın, Mevlana İdris Zengin, Mustafa Şahin ve daha pek çok genç sanatçıyı da ilave edebiliriz.
Sezai Karakoç hakkında yazılmış kitaplarda ve kendisiyle ilgili özel sayı çıkarmış dergilerde konuyla ilgili bilgi ve bulgulara ulaşmak mümkündür. Burada Kabaklı’nın tarifinden kısa bir bölüm aktarıyoruz: “Gerçekten, bu yeni İslamcılar, “yabancılaşma”ya karşı çıkarak, sanat ve edebiyatta “yerli düşünce”nin ölümsüz ve her çağı kaplar değerdeki Büyük Kitap (Kur’an) ve Büyük Öncü (Hz. Muhammed)’nün, bugünün gözüyle taze yorumlarını yapmaktadırlar. Onlarca millî olmaktan ziyade, evrensel olan İslam’ın büyük kahramanları, faziletleri, eğitimde, hikmette, siyasette, ekonomi ve “eylem”de sonsuz olan değerleri, edebiyatta bu “yeni İslam”ın, yeni insanın, meleksi ve çocuksu aşkların yeni çalışma, irade, çağdaşlık anlayışlarının şiir, hikâye, piyes ve düşünce malzemesi olmaktadır.” (A. Kabaklı, 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi, s.603)
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 26.08.2007, 13:23

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Ve Monna Rosa

Bazı şiirler vardır, şairlerinin önünü adeta tıkar, okurun diğer eserlerine ulaşmasına engel olurlar. Hiçbir şair, falan şiirin şairi olarak tanınmak ve hep öyle anılmak istemez. Hele Sezai Karakoç gibi bir fikir ve dava adamı, gençlik yıllarında yazıp sonraki yıllarda yazdığı eserleriyle kat kat aştığı bir şiirle hiç anılmak istemez. Ancak bu yanlış ve bilinçsiz tutumdan şüphesiz asıl zararlı çıkan, o sanatçının şu ya da bu sebeple meşhur olmuş böyle birkaç şiirine takılıp kalan okurdur. Ne yazık ki, pek çok kişinin aklına da Sezai Karakoç denilince onun Monna Rosa (Mona Roza) şiiri gelmektedir. Böylelerinin durumu, padişahın hazinesine girip de şaşkınlıktan elindeki küreğin tersiyle ancak bir tek altın alabilen kişinin gülünç ve acıklı haline benzetilebilir.
Sezai Karakoç, Diriliş dergisinde yayınladığı “Hatıralar”ında da açıkladığı gibi (Diriliş, Haziran 1989), Monna Rosa’yı, gül, bülbül, Leyla gibi mazmunları yeniden diriltme gereğini göz önünde bulundurarak kaleme almıştır. Modern bir Leyla ile Mecnun denemesidir Monna Rosa. Yazıldığı dönemin (1952) aşk ve kadın anlayışına esaslı bir karşı çıkıştır. Kadını metres, aşkı flört olarak gören, şairaneliğe hor bakan yeni çürümüşlüğe karşı Mecnun’un yurdundan yükselen yepyeni bir itirazdır. Ciddi okurlara, Diriliş Dergisi’nin 1987 – 1993 arası koleksiyonunu edinip Karakoç’un oradaki yüzlerce önemli başyazısını, makale ve hatıralarını dikkatle okumalarını öneririz. Monna Rosa hakkındaki en sağlıklı bilgiler de bu sayılardadır.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 27.08.2007, 07:23

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Evrensel Bir Şair

Evrensel bir şair.

Hayatımızda şiiri tutunacak bir imkân olarak almak gerektiğini düşünüyorum. Hayatı kuran etkilerin içinde var olmuş olan şiir, bir atardamar olarak yerini muhafaza eder. Sezai Karakoç şiiri hayata açıkça sirayet eden bir ağırlığın içinde yer alır. Açık sözlü bir şiirdir. Kendini saklamaz. Adeta ben buradayım diye seslenir. Duyurur kendini. Gösterir kendini. Zaten dikkat edilirse Karakoç şiiri günümüze gelinceye kadar hep böyle yapmıştır. Kendini bir mecburiyet halinde ortaya koymuş ve mecburen görülmüştür. Çünkü görülmese olmazdı ve hayatın şiir tarafı eksik kalırdı. Sezai Karakoç ne doğulu ne de batılı bir şairdir o bir bütünü kapsayan evrensel bir şairdir.

Sezai Karakoç şiiri tümüyle dünyaya yöneltmiştir bakışlarını. Tek yanlı, tek taraflı, nikbin bir şiir değildir. Yani yalnızca bir taraf üzerinde yoğunlaşmamış, adeta dünyaya açmıştır gözlerini. Dünyayı bir düşünüş halesi içinde gözlemlemiş ve öylece çıkmıştır meydana. Bu tarz bir düşünme eylemi içinde yoğrularak kurulan şiir elbet kalıcı ve değerli bir şiirdir. Zorlamasız, rahat okunan bir şiir. Ama rahatsız edici bir şiirdir de. Gösterici, hatırlatıcı, adeta açığa vurucu bir yanı vardır. Bir taraftan Kan İçinde Güneş şiirinde “Polonya Polonya sana günaydın” derken, Kutsal At şiirinde ise “Cezayir’in atları / Sever çılgınca Tanrı’yı ve insanı” demektedir. Muktedir bir düşünüş seviyesini yakalamış ve oradan dünyaya açmaktadır şiirin kanatlarını. Zaten değil midir ki şair çağının tanığıdır. Çağından sorumludur da şair.

Sezai Karakoç, Türk şiirinin seviyesini yükselten ayağa kaldıran büyük bir şairdir. Çağımızın yüz akı bir şairidir. Türkçenin imkânlarını iyi kullanmıştır. Kendine özgü bir dikkat getirmiştir şiirimize. Monna Rosa, Leyla ile Mecnun aşkın manifestosunu ilan eden şiirlerdir.Fuzuli’nin devamıdır Sezai Karakoç. Şiirse hayatı alır içine bir kıvama ersin diye tarihin sönmeyen ateşinde dinlendirir. Ne yakar ne çiğ bırakır. Kıvamını bulsun diye bekletir.

Dünyanın en güzel aşk şiirlerinden biri olan Monna Rosa şiirinin şairidir. “Kelimedeki hayatı bulan, şair” dir aynı zamanda. Uzun soluklu şiirlerin şairidir de. Köpük, Gül Muştusu, Masal, Fecir Devleti, Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine, Ayinler, Alın Yazısı Saati uzun soluklu şiirlerdir.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 27.08.2007, 07:24

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Şairi büyüten şiiridir.

Sezai Karakoç’un edindiğim ilk kitapları Hızırla Kırk Saat, Taha’nın Kitabı ile Üç Kaside adlı kitaplarıdır. Üç Kaside çeviri şiirlerden oluşmakta olup şimdilerde “İslamın Şiir Anıtları’ndan” adıyla yayınlanmaktadır. Hızırla Kırk Saat kitabı ise adından da anlaşılacağı gibi kırk şiirden, yani kırk buluşma ve konuşmadan oluşmaktadır.

Edebiyat Yazıları III adlı kitabındaki “Batı Korosu” başlıklı yazıda bu yazma eylemini çok samimi bir şekilde anlatır. Der ki Sezai Karakoç: “Hızırla Kırk Saat adlı, kırk bölümlü şiirimi 1967 yılı mayıs ve haziran aylarında, Yenikapı’da, deniz kenarında, kayalıklar arasındaki bir kır kahvesinde yazdım. Aşağı yukarı, kırk gün, akşam üzeri, bir iki saat, orda, deniz dalgalarının kıyıya çarpma seslerini dinleyerek ve her seferinde şiirin bir bölümünü yazarak kitabı tamamladım. Zaten bu yüzdendir ki, şiire, Hızırla Kırk Saat ismini verdim: Sanki orada Hızır’a randevu vermiştim de, her gidişimde, bu randevunun verimi ve armağanı olarak bir bölümle döndüm.” (a.g.e.Sf:20)

Bu uzun soluklu, hatta, Sezai Karakoç şiirinin bir mihenk taşı mesabesi olarak kabul gören, onu ikinci yeni şairlerinden tümüyle ayıran büyük metafizik farkın bu şiir ekseninde olgunlaşan ana fikrin önlenemez bir şekilde dışa vurumuyla başlayan şiiri bir kır kahvesinde çeşitli zaman aralıklarında yazdığını böylece bir belge olarak dile getirmiştir. Bu kahveye her gidişinde sanki Hızırla bir buluşma yaşadığını söyleyen Karakoç, şiirin adını da bu yüzden `Hızırla Kırk Saat` koyduğunu dile getirmiştir. İtiraflardan da anlaşılıyor ki kitabın kırk bölümden oluşması bir tesadüf değildir. Karakoç o kahveye kırk defa gitmiş ve her gidişinde şiirin bir bölümünü yazmıştır. Hatta diğer anlatılara, duyumlara göre de o kır kahvesine gidinceye kadar aklında o gün yazacağı şiire dair hiç bir mısra yoktur. Oturur ve bekler ve şiir gelir ardından.

Hızır Aleyhiselam Hazreti Musa’nın yol arkadaşıdır. Bu konuşmalarda şair bütün bir geçmişi gözler önüne sermekte, insanlık macerasının dökümanını çıkarmaktadır adeta. Gün Doğmadan adlı toplu şiirler kitabının ilk şiiri “Rüzgâr” 1951 yılında yazılmıştır. Toplu şiirler kitabına aldığı bu ilk şiirlerinden biri olduğu anlaşılan şiir gibi hep bir dağdağanın, bir mücadelenin, iyinin ve kötünün var olduğunu var olacağını idrak ile çıkmıştır yola. Hayat acımasızlıklarla dolu bir yoldur. Lâkin nasıl yapılsın ki iyilik hakim olsun düşüncesi vardır daima içinde.

Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!
Gelin duvağından kopan bir rüzgâr.
Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;
Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar…

O ceviz dalları, o asma, o dut,
Gül gül, mektup mektup büyüyen umut…
Yangından yangına arta kalmış tut.
Muhabbet sürermiş bu rüzgâr kadar.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 27.08.2007, 07:29

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Diriliş Saatinin Şairi

Hızırla Kırk Saat geçirirken kimler yoktur ki hayatın tarih olan şiirinde. Şiire giriş bir şehirden geçerken başlar ve hayatın devamında sürer bu yolculuk. Zaten burada görülmüş ve yapılmış olan şeyler geçmişten gelen hayatımızdır. İnsanlığın tarih sahnesindeki hayatıdır. Dünyada var olmanın acı bir sonucudur. Ki zaten amaç acıyı yenmektir. Bu kadar acı daha başka acıları çekmemek için çekilmiştir. Bu hayatın var olan izleğini açığa vurmak için o kır kahvesinde masaya oturduğunda içi hayat hakkındaki meşguliyetini tamamlamış gibidir. Bu bilgilere vakıftır çünkü. Geçmişi adeta yazmıştır belleğine. Orada, o algı noktasında biriken ecza kendini dışarı çıkarmaktadır artık. Karakoç buraya gelinceye kadar 1959 yılında Körfez ve 1962 yılında ise Şahdamar adlı şiir kitaplarını yayınlamış ikinci yeni şiir akımının önemli ve kendine has bir şairi olarak bilinmektedir. İkinci yeninin diğer şairlerinde olmayan geçmişi kurcalama azmi Sezai Karakoç’ta neredeyse doruk noktasına gelmiştir. Hızırla Kırk Saat kitabı 1967 yılında yayınlanmıştır. Ardından da Taha’nın Kitabı gelmektedir.

“Bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim
Beni yalnız yarasalar tanıdı
Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı
Adım hırsıza da çıkacaktı
Her evde kutsal kitaplar asılıydı
Okuyan kimseyi göremedim
Okusa da anlayanı görmedim
Kanunlarını kağıtlara yazmışlar
Benim anılarım gibi”
…………

Hızırla buluşma ve konuşmalar böylece başlamış olur.. Yola çıkarken, daha yolun başındayken hayal kırıklığı veren bu gözlemden sonra daha vahim ve daha sahici bir durum çıkar önüne:

“Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz
Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 27.08.2007, 07:33

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Hızırla Kırk Saat, Tahanın Kitabı, Gül Muştusu, Sezai Karakoç şiirinde bir üçlü olarak görünürler.

Temel fikrin meydanda görünmesi veya fikrin kendini açığa vurması. Bu doğrudan doğruya şairin
dünya görüşünün de kendini saklamadan ortaya çıkmasıdır aynı zamanda. Varlık alemini Tanrı varlığı
ile müşahade etme, sanatla hakikate varma bilgeliği de diyebiliriz bu olguya. Yanıltmayan bir şey
varsa Karakoç şiirinin kendini saklamamasıdır. Başta da dediğim gibi Sezai Karakoç şiiri açık sözlü bir
şiirdir. Kendini kapatmaya tenezzül etmez. Açıkta durur hep. Şairin Hızırla Kırk Saat süren yolculuğunda
“Ey ulular sizin öğretmediğinizi / Ben zamandan öğrendim” itirafıyla başlayan yolculuk binbir badireden geçip
gelinen insanlığın bir varoluş yolculuğudur. “Derleniş toparlanış diriliş saati”nin habercisidir.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 29.08.2007, 12:34

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Sezai Karakoç, değerlerimizle birlikte insanımızı da çirkefliklerden, bataklıklardan kurtarmak istemiştir. Kadın’a bakışı da böyledir sanatçının. Kirletilen kavramlara inat ‘aşk’ı yüceltme çabası içinde gördüğümüz şair, Leylâ ile Mecnun’da ‘ideal aşk’ın gerçek örneklerini gösterir. Tasavvuftan beslenen, edeple örtülmüş, insana yakışan bir aşktır bu.
Sezai Karakoç’ta, çağdaşı bir çok şairde görülen karamsarlık, bedbinlik, ümitsizlik ve çaresizlikten eser yoktur. Sıkıntılara, bunalımlara fersah fersah uzaktır. Aydınlık fikirlerle, geçmişten günümüze akıp gelen yüksek ruh hisleriyle doludur. Madde ötesi, metafizik yollarda yürüyen ve ümidinden hiçbir şeyi kaybetmeyen üstad Sezai Karakoç bu konuda şöyle demektedir:
“Şair, kendinden memnun olmalı… Bu memnunluk, bir gün geçiricinin bir ne oldum delisinin memnunluğu olmamalı. Eserin, şairini sevinçten titretmesi demek bu. Şair eserini sevmeli.
Memnunluk ilkesinin temeli sevinç. Modacılar buna yaşama sevinci diyor. Ben yaşatma sevinci diyorum. Ürkek bir kadını yaşatan romancı, çocuklar gibi sevinir. Asılan bir adamı canlandıran şair de. Sevinç, en nüansı bol duygu… Tanrı toprağa bir parça neşe verdi: İşte insan…”
“Doğunun Yedinci Oğlu” olarak târif edilen Sezai Karakoç sembolist, kapalı şiir üslûbuyla Anadolu’yu nakış nakış işleyen üstün bir sanatçı. Şiir coğrafyasında içinde doğup büyüdüğü Güneydoğu toprakları var. Ortadoğu ve İslâm coğrafyası ağırlıkta, ama hep Türkiye merkezli. Çocukluğunda gözlemlediği şark insanının geleneklerini, yaşayış biçimini, örflerini, hayat tarzını kısacası bütünüyle insanlarını anlatır. Çoluk çocuğuyla, erkeği kadınıyla bütün bir Anadolu insanı ortaya çıkar mısraların arasından.
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 29.08.2007, 12:40

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
...
Ağız yakan özel bir peygamber çiçeği
Sultan Şehmus ve Veysel Karani
İncir yaprağıyla sildiler gözümü çocukken
Ve sen ey sıcak doğu gecelerinin bitmeyen göz ağrısı
Çocuklara mahsus çocuklara ait çocuklara dair göz ağrısı
Kırmızı mürekkebi andıran gözotu
Yalancı fakat acının yemişi kanlı göz bezleri
Türbe önlerine sahicisinden daha gerçek
Daha fizik ötesi sara taklitleri
Ve ağızlarda mecusi meşaleleri
Tembelliğin kehribarı Bitlis Saroyan
Ağızları yakan sigara ilk çağ kokan kav
Birinci dünya harbi namazı
Babamın namazı
İkinci Dünya harbi namazı
Ölümsüzlük gençlik aşısı o ikindiler
Evi sokağı çarşıyı onaran Yasin
Paslanan güneşi sığayan sûre
Eve ve ellere can veren sûre
Geceye zikzaklar çizdiren sûre
Güneşi batıran doğuran sûre
Hamile Meryemi doğurtan sûre
Evin taşlığına çiçekler serperek
Yağmuru çatıda döndüren sûre
Huzuru gece ekleyen sûre
Gece gündüz bir bekçi gibi
Ebedî bir gözcü nöbetçi gibi
Evin yüreklerinde bekleyen sûre.
...
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 29.08.2007, 12:50

 
msadi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.10.2005
Mesajlar: 2.677
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
çağdaşı olan müslümanların ve mazlumların durumlarına vakıf ve hallerine çözüm önerilerini sabırla öneren ikinci yeninin en güçlü kalemi, sadece müslümanlara değil çağının tüm insanlarına seslenmektedir...muhatablar arasında tabii olarak yahudiler, hristiyanlar ve ateizm saplantısındakilerde vardır...çağ ve ilham isimli eserinde ;

“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, Hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, vicdan azabından kurtulsalar, Tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar.”

demektedir...bu çağrıları ile üstad edebi üslubunu olabildiğince, islamın ışığından aldığı dirilişdüşüncesi ile yoğurmaktadır...ve çağına sunmaktadır...
msadi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 21.09.2007, 14:22

 
Fazılbey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.04.2007
Mesajlar: 380
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Oruç ülkesi

Oruç ülkesi

Sezai Karakoç




Ay gelip ramazanı getirdiğini müjdelediğinde ne kadar sevinsek azdır. Bize Müslümanlığımızın daha bir güçlenip ilerideki yıllara geçeceğinin garantisini getirmiştir çünkü. Bize, gündüzü ve geceyi tüm anlamıyla getirmiştir.


Oruç, metafizik âleme açılan pencerelerin ortamıdır mümin için. Fizik karartıların gönül ışığıyla silinişi. Öteleri görüş ve ötelere eriş, maddi perdelerin inceltile inceltile öteyi gösterir hale getirilişi.

Oruç, yaşadığımız günlük ve gündelik hayatı adeta bir rüyayta çeviren mutluluk anaharı. Anatlanan gün demek oruç ayının gündüzü. Yerçekiminin etkisinin kayboluşu sanki benliğimiz ve eşyamız üzerinde. Namazla, duayla birleşince oruç, büsbütün renklenmiş ve güçlenmiş olarak bizi, fizikötesi donanımların yıldızlı harmanisine bürür.

Kalbimiz, islâmın kişi için tayin ettiği edimlerle mümin kalbi haline gelir. Oruçla, namazla, hac ve zekâtla, kalb, kalb olur. İnanç, kalbde bu tür tecrübelerin tekrarıyla kökleşir. İnançtan davranışa, davranıştan inanca sürekli bir akış, oruç, namaz ve hac gibi ibadetlerin sağladığı bir kan dolaşımıdır. Sebepsiz değildir oruç, sbepsiz değildir namaz. Mümin kişiliğinin oluşması için temeltaşlarıdır. Bina, ruh binası bunlarla kuruludur. Maneviyatın kalesi, bunlarla yıkılmaz olur, pekişir.

Zaman, insanı hep ölüme doğru götütürken, ramazan gelir, diriliş ayı başlar. Oruç ayı insanı ölüme değil, diriliş aydınlığına götürür. Ab-ı hayatta yıkanmaya, çiğ tanesinde göğü seyretmeğe ve gökkuşağının altından geçmeğe. Oruçsuzluk ne büyük bir boşluk olurdur, oruç zorunlu olmasaydı mümin için. Tek kişiyle başlar ve biterdi o. Oysa, ramazanda tüm Müslümanların bir ay oruç tutması, orucu toplum olayı haline getiriyor. Somut hale geliyor toplum ortasında oruç anıtı.

Tabiatı daha iyi hissetmek ve dinlemek, onun söylemek istediğini daha iyi anlamak için oruç mucizesine sahiptir Müslüman. Kavramların yeniden yoklanması, tanımların yeniden yapılması içinm çıkarılmış bir davetiye gibidir oruç gündüzleri ve geceleri. Ve her yıl zayıflayan toplumun din bağı, yeniden güçlenir onunla. Dinin kası ve damarları çalışır hale gelir.

Oruç, insanı, yeniden varolma, yeniden yapılanma, yoğrulma yolunda bir ay süren bir çileye tâbi tutar. Riyazetlerin en güzeli, en ilâhisi, en içlisidir o. Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır. Zorludur bu savaş. Sonunda, hasat derlenir bu iradenin savrulduğu harmandan.

Hırsla, ihtirasla dünyaya bağlanmanın, adeta ahireti unutmanın mevsimlerinin geçtiğini, din gününün geldiğini ilân eden bir sancaktır çekilmiş insanlık ufku burçlarına oruç. Oruç, dereceler halinde, belli sürelerde dünyanın tatil edilmesi demektir insan için. Ve ahiretin Örtülerinin kat kat açılması demek. Süreklice bir gidiş geliş, bir med cezir dünya ile ahiret arasında. İnsan, bu gidiş gelişledir ki en büyük ilerlemesini yapacaktır ruh ve maneviyat alanında.

Çağımız, sadece maddi sağlığa önem veren bir çağ. –gerçi o da bugün hiçbir çağda olamayacak kadar tehlikeyle karşı karşıya.- ruh sağlığı, beden sağlığından önce gelir. Çünkü: beden sağlığına dikkati de, ancak ruh sağlığı olanlar gösterecektir. Oruç, beden sağlığı için de tükenmez bir sıhhat hazinesi gibi etkide bulunmaktadır. Gıdaların tazelenen idraklerle alınması, herhalde vücudun dirilişinde birinci uyarı ve bilinç yerine geçecektir.

Ay gelip ramazanı getirdiğini müjdelediğinde ne kadar sevinsek azdır. Bize Müslümanlığımızın daha bir güçlenip ilerideki yıllara geçeceğinin garantisini getirmiştir çünkü. Bize, gündüzü ve geceyi tüm anlamıyla getirmiştir. Namazları, sabırları ve şükürleri, hamdleri getirmiştir. Rızkı, rızk düşüncesini ve tevekkülü getirmiştir. Nimet fikrine erdirmiştir bizi. Oruçla namaz arasında da büyük yakınlık vardır. Sanki namaz, orucun, insan uzuvlarına yerleşmiş bir ruh olarak, kımıldamış ve kanatlanışından meydana gelmektedir. Oruç da, namazın süzüle süzüle bir buğu olup ruh, beyin ve kalbi tutmasıyla oluşmakta. Bunun için adeta birbirine aşıktırlar. Birbirlerini çağırıp dururlar hep her bahaneyle. Ruh, oruç ülkesinde büyümenin sırrını keşfeder.

Kaynak:dünya bülteni
Fazılbey isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir diriliş meşalesi yakalım jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 17.11.2007 15:40
Diriliş ADEM YAKUP Özgün Yazılarınız 4 25.08.2007 06:26
Namazla diriliş programımıza davetlisiniz!.... sultan Davet ve Duyurular 4 03.12.2006 14:27
diriliş msadi Özgün Yazılarınız 1 21.02.2006 19:12


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:56 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50