Üyelik tarihi: 05.11.2007 Teşekkür etti: 2
6 Teşekkür 4 Mesaja aldı
| Denizde ölüm Denizde Ölüm Sadık Yalsızuçanlar Bunu senin otuzikinci doğum gününün akşamı yazıyorum. Bil ki Allah alemin bir yerini başka bir yerine bağlamıştır. Burası bir dairedir. Dairenin bir noktası başka bir noktasına bağlıdır. Bu bağa biz aşk diyoruz. Aşk bu dairenin merkezinden başlayarak çevresini ve içini dolaşıp tekrar merkezine dönüyor ve otuzikinci doğum yılının akşamındaki gibi o denizden çıkıp geliyor seni bana yeniden bağlıyor Oradan yani senin yeşil gözlerindeki billurdan taşıyor benim kahverengi gözlerimdeki sarı lekenin içine eğiliyor Bu seninle benim aramdaki uzaklığı yakınlığa, yakınlığı uzaklığa sonra uzaklık ve yakınlığın olmadığı tenhalığa yönelmiş bir vaktin feleğidir Sen toprağın zerrelerindeyken ve o kırmızı toprak celal ve cemal elleriyle beşyüz yıl yoğrulmuş, güneşe bırakılmış orada beşyüz yıl bekleyip kurumuş ondan tok bir ses çıkmış sonra içine can üflenerek hareketlenmiş ve büyük meleklerin selam secdesi ettiği bir mekanete dönüşmüşken ben de bir başka balçığa üflenmiş bir can idim Bi can bi canı sevse alemi sancı tutarmış ya, işte biz buna yenilenen, çoğalan, içinden filizlenerek tekrar tekrar yeşeren, cığaları zümrüt yeşili bir ağacın gözeneklerinden fışkırarak çocuklara dönüşen, onların canlanışlarıyla kendini arıtan, bu temiz haliyle göğün altına daha layık bir surete eren insan diyoruz Bil ki suretler hep kırılır, çürür ve söner ama içinde yürüyen su yeni yeni suretlerle belirir Sen bu doğum gününde su gibisin Suyun kendisisin belki de gibisi fazla, sen suyun o renksiz, biçimsiz halisin Konulduğun kabın rengini alıyorsun ya bunun için böyle söylüyorum Ben muhtacım bu yüzden sürekli sana eğiliyorum İhtiyaç duymak hep nüzulu gerektiriyor Oysa eğildiğimde sen öldürücü bir denizsin Dalgaların o kadar büyüyor, kabarıyorsun ki, kıyıların o denli yakın görünüyor beni yanıltıyor ki, sana daldıkça, derinliklerindeki karanlıklar, zalim canlılar, çıkınca sarsıcı rüzgarın, bu kırılgan kayığımı hemen alabora ediyor Sende sürekli boğuluyorum görüyorsun, boğularak kurtuluyorum biliyorsun, işte biz buna yokluk diyoruz Bil ki Allah varlığı yokluğa bağlamıştır Burası da dairenin içinde bir yerdir ve burada boğulan da mutludur, kıyıya vuran da umutludur Sen azaldıkça çoğalan bir hükmün bulutusun Ki biz ona yağmur diyoruz Bu kirli, kaypak kentlerin üzerine yağıyor, onlardaki zehirli zarları, içlerinde küflenmeye yüz tutmuş narları yıkıyorsun Parmakların ışıyor, onları kentin hangi oyununa sürsen dağıtıp düzeltiyor, taşa dokunuyor altın ediyorsun, sana simya verilmiş, sen bu dairenin sırlarından birisin Hatırlar mısın bir ara yani seninle karşılaştıktan birkaç gün sonra kadim zamanlarda yaşamış siyahi bir kölenin öyküsünü anlatmıştım Bir gün kendi kendine şöyle der : kim neye yönelir ve tutkuyla isterse, dilediği ondan uzaklaşır, kaçar Dünyanın süslerinden bir süs, eşyasından bir şey, varlığından bir parça, ne olursa olsun, can onda boğulmak üzere koşarsa, o ondan gizlenir Bu geçici körlük içindeyken, 'de ki, ne dersiniz; eğer kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse...' diye bir ses duydum Bunun üzerine zamanımı verdiğim geçici şeyleri terk ettim Bir zaman sonra gördüm ki, terk ettiğim her şey bana aslıyla birlikte dönüyor Şimdi elimi şu mermer sütuna sürsem hemen altın olur Siyahi köle dokununca mermer altın gibi parıldamaya başlar Bil ki Allah alemde altını kölenin terkine bağlamıştır Ki biz buna deniz diyoruz. Burası engin bir deniz ve kıyıdır. Sana orada rastlamıştım. Seni gördüğümde dairenin bir yerindeydin ve kıyı idin. Kıyı aşılabilir diye düşünüyordum ama seni aşamadım. Bil ki Allah, alemde denizi kıyıya bağlamıştır. Kıyı bilinir, deniz tadılır. Seni görünce durdum. Giysilerimden soyundum. Ağırlıklarımı bıraktım. Eklerimi terk ettim. Neyim varsa yok ettim. Kendime ait hiçbir şey bırakmadım. Kendimde herhangi bir tanrılık vehmi bırakmadım. Denize girdim. Sürekli gelen dalgalarla karşılaştım. Orada kendimi terk etmiş bir halde durdum. Seni gördüm. Kucakladım, sarıldım sana. Öptüm. Saatlerce dudaklarımız ayın o aydınlık, ışıltılı yüzeyine değer gibi birbirine dokundu. Bu ürpertici dokunuşlarla kendimizden geçmiş bir halde, dalgaların sürüklediği sarhoşluk içindeyken bana, 'hoş geldin' dedin. Ve beni evinde ağırladın. Sana 'ne zamandır beni tanıyorsun, benimle ne vakittir birliktesin?' diye sordum. Denize daldığımdan beri, dedin. Sen beni unutmuştun ben zamanı. Sımsıkı sarıldık tekrar. Birlikte denize daldık. Sonsuz ölümle öldük. Artık yeniden hayat bulmamız, dirilmemiz imkansızdır. Bil ki Allah alemde bizi bu denizde birbirimize bağlamıştır. Ki buna insanlar ölüm diyorlar. bitti |