| Ölü Bebek Kokusu SAVASIN IYISI BARISIN KOTUSU YOKTUR...SAVASA HAYIR ....
OLU BEBEK KOKUSU"
Ozel bir jet ile Ankara'dan Diyarbakir'a ucuyorduk. Ucakta bir kameraman , bir sesci, muhabir ve produktor vardi.
Bir de ben...
Onlar Korfez savasinin ardindan Bagdat uzerinden Turkiye'ye gelmislerdi. Diyarbakir'da Kervansaray otele yerlestik. Saddam Huseyin'in kimyasal bombalarla kendi halkina yonelik kullanip ,ayaklanmalari bastirdigi ve pek cok multecinin Turkiye sinirina dogru yola ciktigi haberleri geliyordu. Once Silopi'ye gitmeyi dusunduk. Ancak yaptigimiz arastirmalar asil goc dalgasinin Hakkari'ye ulasacagi yonundeydi. Diyarbakir'a geldigimiz Jet coktan Istanbul'a donmustu. Tekrar fakslar cekildi, jet birkac saat sonra tekrar Diyarbakir havaalanina inmisti. Kameraman, muhabir, sesci ve ben ucaga bindik. Produktor Diyarbakir'da kalmisti. Van'a aksam saatlerinde vardik. Bir otele esyalarimizi biraktik bir taksi tuttuk ve Hakkari'ye dogru yola ciktik.
Van - Hakkari yolunda Van'dan ciktiginizda koca bir dagi tirmanirsiniz. O dagi tirmanip arkamiza baktigimizda inanilmaz bir manzara vardi. Belki gordugum en guzel renkler en vahsi cografya. Sanirim Guneydoguya ben ilk bu gittigim seyahatte vuruldum. Bu goruntuyle hem de... Binlerce metrelik bir dagin tepesinde arkanizda ihtisami ile batan kipkirmizi bir gulle ve golgesinin uzerine uzandigi kilometrelerce bir vadi. Gunesi arkamiza aldik ve Hakkari'ye dogru yola devam ettik.
Nerede ise her 5-10 kilometrede bir kontrol noktasinda bekleyen askerler vardi. Her seferinde duruyor ve kimliklerimizi kontrol ettiriyorduk. Hava karadiktan sonra yola devam etmememiz soylendi. Ama "Hayir edecektik". Net tavrimiz karsisinda bize deli gozu ile baksalar da izin veriyorlardi. Iznin kapisini aralayan ise o buyulu kelimelerdi "Irak'tan gelecek multecileri goruntulemeye gidiyoruz."
Birkac saat sonra yagmur yagmaya basladi. Ama ne yagmur, goz gozu gormuyordu. Hakkari yolu cetindir. Keskin virajlar ile solunuzda tepesini goremediginiz bir dag saginizda ise delicesine akan ZAP sizlere eslik eder.Zap'a bakmasi bile urkutur insani. Gece karanliginda kontrol noktalarin arasinda zaman zaman silahli adamlara rastladigimizi hatirliyorum. Dost mu dusman mi, belli degildi...
PKK'nin bolgede korku ruzgarlari estirdigi gunlerde boyle bir gece yolculugu delilikti. Biz de delirmistik sanrim. Ilk kez gazeteci cesaretini o arabanin icinde beraber yolculuk ettigimiz JEFF adindaki kameramanda gormustum. Uyarilara kulak asmiyor , biz urktukce o gulumsuyordu. Once Hakkariye vardik. Durmadan devam ettik. Hedefimiz Cukurca'ydi.
Cukurca'ya ilk vardigimizda sabah saat 05.00 sulari olmali. Tan vaktiydi. Hava aydinlanmak uzereydi ve etraf camur icindeydi. Yagmur sonrasi etrafi yogun bir sis kaplamisti. Onmuzde binlerce onbinlerce insan vardi. Birkac cadir benzeri bez parcasi , tamami acikta binlerce insan...
Etraf bir film setini andiriyordu. Bu insanlarsa tarihi bir trajedinin gercek kurbanlari.
Birkac dakika icinde cekime baslamistik. Daglardan insanlar daha yeni geliyorlardi.Gorebiliyorduk.Yamactan assagiya ellerindeki birkac torba ile aileler iniyordu. Yiyecek hic ama hicbirsey yoktu. Hayatimizin en korkunc goruntulerini kameraya ve hafizamiza kaydetmeye basladik. Etrafta soguktan yuzleri gozleri morarmis cocuklar vardi. Yalinayaktilar. Herkes koca bir camur denizinin icinde yuzuyor gibiydi. Cadira benzeyen birkac caput ve naylonun altinda isinmak icin kadinlar birbirine yakin duruyorlardi. Her naylonun altinda nerede ise 20 -30 kisi vardi. Yanlarda kalanlar camurun icindeydiler.Yer camurdu, heryer camur icindeydi...
Buyukler gunlerdir yurumenin yorgunlugu ile caresizce yere , camurun icine comelmislerdi cocuklar kadinlar camurda oturuyordu.. Ve hava soguktu,. Inanin cok soguk.Yagmur bir duruyor bir baliyordu. O koca karabulut aklimda kalmis bir de. Naylon parcalarinin uzerine coreklenmis o kara bulut...
Irak'dan sinira yuruyene kadar birkac gun gecmisti. Birkac gundur daglarda patikalardaydilar. Hepsi ayri yollardan gelmisti. Bu camur deryasi son bir kac gun oldurulme korkusu ile kiyaslandiginda yine de iyi gibi geliyordu coguna.
Etrafta BBC ekibi vardi bir de Fuat KOZLUKLU. Ikimizde ayni sirkette calisiyorduk. Vise -News. Sonradan Routers olmustu. Dizlerine kadar camur icindeydi Fuat'da.. Benim de durumum birazdan ayni onun gibi oldu. Yagmur yeniden baslamisti ama durum o kadar caresizdi ki yagmurdan siginacak bir golgelik bile yoktu. Turkiye sinirnda askerler caresizlik icinde gelenleri Turkiye'ye sokmamaya cabaliyorlardi ama mumkun degildi.Onlar da bu trajedi karsisinda ne yapacaklarini sasirmis gozukuyorlardi
Arada bir uzaklardan bir bombaya benzer patlama sesi duyuluyordu. Mayin oldugunu anladik kisa sure sonra. Siniri obur taraftan gecmek isteyen multeciler mayinlara basip oluyorlardi.
En korkunc resim ise elinde mosmor bir bebek olusu olan kadindi. Yagmurun altinda kipirdamadan ayakta duruyordu. Ofke'nin caresizlikle nasil bulamac edilip gozlere akitildigini o kadinda goruyorduk.Aglamiyordu. Sadece duruyordu. Oylece bize bakiyordu. Kimse aldirmiyordu kadina. Biraz otesinde bir adam. "Iki gundur tasiyor bebegi bize vermiyor" dedi.
Cadirlarin arasinda yururken agitlar yukseliyordu. Yuzlerce cadirin hepsinde en azindan bir olu, bir kayip vardi. Kimsenin kimsenin derdine derman olacak durumu da yoktu. Felaket karsisinda can derdi bu olmaliydi iste. o an tek istedikleri yagmurun durmasiydi. Tum hayat gayesi, hersey, hersey yagmurun durmasi.
Kamerayi sik sik siliyorduk. Hava o kadar soguktu ki objektif sik sik bugulaniyordu.
Agladigimi hatirliyorum. Daha dogrusu bir yandan cekim yapiyor bir yandan agliyorduk. Kimse kimseyle konusmuyordu. iz de sadece cekiyor mikrofonu uzatip bir kac soru soruyorduk. Birseyler yapmak istiyorduk ama kime, hangi birine.
Cekimlerimizi yaptik geldigimiz arabaya bindik ve hemen Van'a dogru yola ciktik. Arabada saatlerce konusmadan yolculuk ettik. Biz geri geliyorduk ama onlar orada kalmisti. Goruntuleri Van'daki otel odasinda montajladik ve bizi bekleyen jet'e verip Diyarbakir'a yolladik.
Dunya'nin Turkiye Irak sinirinda gordugu ilk goruntuler bunlardi iste.
Ertesi gun Van'dan Cukurca'ya tasinmaya karar verdik. Bir ilkokulun bahcesine konuslanmistik. Bahar aylariydi. hava bir aciyor delirtici bir sicak basliyor aniden daglarin ardindan cikan bulutlar baskin yapar gibi yagmur indiriyordu. Gelenlerin sayisi ise hergun bir kat daha artiyordu. Sinirdaki goruntuler yavas yavas dunyayi ayaga kaldirmaya baslamisti.
Aclik korkunc boyuttaydi. Cukurca'daki ekmek firinlarinin onune binlerce kisi birikiyordu. Ama yetmiyordu , yetmesinin imkani yoktu. Tek tuk gelen yardimlar ise izdiham yaratiyordu.Hergun kampin icine girip bu aclik manzaralarini ekrana tasiyorduk. Birgun kameramizi bir yardim kamyonunun onune koyduk ve beklemeye basladik. O goruntuleri hatirlarsiniz belki... Hani bir kamyonun uzerinde insanlarin ekmek almaya calisan ellerinin uzandigi goruntuyu.
O ellere sopayla vuran adamin goruntusunu...
Yaklasik bir saat boyunca bir yardim ktamyonunun vahsi hayvanlar gibi caresiz insanlarca nasil mantiksizca ,hirsla talan edildigini cekmistik.
Bu goruntuler Amerikan kamuoyunu harekete gecirmisti. Bir sure sonra birkac tonluk yiyecek paketleri savas ucaklari tarafindan Cukurca'daki kampa atilmaya baslandi. Ilk tablo trajikti. Yardimlari almak icin suru halinde kosan insalarin uzerine dusen yiyecek paketlerinin altinda uc kisi ezilip olmustu. Hersey o kadar buyuk bir karmasa icindeydi ki yiyeceklerin altinda kalip insanlarin olecegi dusunulmemisti ne yazik ki...
Daha sonra bu yardim sandiklarinin atilmasi kamp disina kaydirildi. Kilometrelerce kosuyorduk sandik parasutlerinin pesinde. Daglara atiliyordu. Erkekler cadir benzeri paravanlara yiyecek getirmek icin bu sefer kecilerle yarisiyordu.
Yiyecek paketleri atilmaya baslansa da kampta durum berbatti. Salgin hastaliklar yuzunden ani olumler basladi. Kampin birinci haftasi dolarken saddam'dan kacanlar simdi de hastaliklara yakalanmislardi.
Olu kokukusunu ilk duydugunda insan konduramiyor. Yok canim diyor... Ama bir sure sonra havada asili duran o kokukunun insanlarin curuyen bedenlerinden yukselen kokular oldugunu anliyor. Kampi bir sure sonra kesif bir olu kokusu sardi. Ilk olenler elbette bebekler ve cocuklardi. Bir sure sonra bir kepce gelip kampin yanindaki yamaca mezarlar kazmaya basladi. Kucuk bebek mezarlari. Onlarca, yuzlerce,yanyana... Bir ayin gibi her aile geliyor beyaz bir ortuye sarili kucuk bir kulceyi kalbinin yarisi ile beraber yanyana kazilan bebek mezarlarina gomuyordu. Allahim ne kadar coktular. Yanyana mezarlar topluca kapatiliyordu. ne bir tas ne bir iz...
Kadinlarin cigliklari yankilaniyordu. Mezarini bile bir daha goremeyecekleri bebekleri gomerken ne saddam ne Amerika umurlarindaydi. Aci , o kesif olu kokusun bile golgede birakiyordu.
__________________ Hüzünle titreyen kalbe ince bir ah dokunur... Kalbi kirik olanin kalbine ALLAH dokunur.... |