| Ne Sİvas Gİbİ Kalen, Ne ErtuĞrul Gİbİ OĞlun Gİttİ!.. Rahman Rahim Allahin adi ile...
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun.
Afiyette ve belada, darlıkta ve genişlikte.
Salat ve selam, Seyyidül-mürselin Resulullah Efendimize ve tüm aline
Sübhan Allahtan temenni: Selametiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir
NE SİVAS GİBİ KALEN, NE ERTUĞRUL GİBİ OĞLUN GİTTİ!..
Yıldırım Bayezid Han (rahmetullahi aleyh), devletinin geleceği için en fazla ümit beslediği bir veliahd olarak şehzadesi Ertuğrulu, diğerlerinden daha önde tutuyordu.Bu sebeple onu, Sivasa vali olarak göndermişti. O burada devlet idaresi ve diplomasiyi öğreniyor, ileride Osmanoğlunun hayrul-halefi olmaya hazırlanıyordu.
*Ne var ki Timur (rahmetullahi aleyh) da, Anadoluda kasırga gibi esmeye başlamış ve Osmanoğlu ile olan üstünlük ve hakimiyet davası sahralara dökülmüştü. Bu günlerden birinde, Timurun yolu Sivasa da uğrar ve şehirde taş üstünde taş, beden üstünde baş bırakmayacak bir tahribat yapar. O anda vali Ertuğrula da kıymış ve Yıldırımın sevgili şehzadesini de, genç ekin misali biçmiştir. (Bir rivayete göre Ertuğrul, bu günlerde yakalandığı bir hastalık sebebiyle ölmüştür.) Yıldırım Hana acı haberi götürenler, önce Sivasın mı, yoksa şehzade Ertuğrulun mu yitirildiğini haber vermekte hayli tereddüt geçirirler.
*Yıldırım Bayezid Hanın çifte matem yaptığı bu günlerden birindeydi. Kederini dağıtmak ve belki göz yaşlarını kimseye göstermemek için, birkaç mahrem dostuyla Bursa civarında bir gezintiye çıkmıştı. Bir müddet sonra koyunlarını önündeki ovaya salmış, sırtını koyu gölgeli bir çınarın gövdesine dayamış yalnız bir çoban gördüler. Koyunlar uslu uslu otluyor, çoban da kaygısız kaygısız kavalına üflüyordu. Bu rahat manzara padişahın dikkatini çekmişti... Birkaç dakika imrenerek seyretti... Ve sonra dilinden mi, yoksa ruhundan mı koptuğu belli olmayan şu sözlerini mırıldandı:
*** Çal çoban çal! Keyif de senin, rahat da... Ne Sivas gibi kalen gitti; ne Ertuğrul gibi oğlun!..
*Büyük davaların adamları, büyük dertlerle imtihan olunur... Çileleri de büyüktür! Herkesin dışarıdan bakıp da imrendiği insanların deruni çileleri, bir anda diğerlerinin üzerine çökse, ateşin buz dağını erittiği gibi, imrenenin ruhunu eritir giderdi şüphesiz. O bakımdan, imtihan dünyasının cilvelerine alışkın olanlar, başkalarına gıpta edip imrenmek yerine, hallerine şükretmeyi tercih etmişlerdir. |